Yer Değiştirirdi

Kumsalda taşların yer değiştirmesine sebep olan bir insanın suçluluk duygusuna şahit olabilmek amacıyla denize doğru baktı. O gördüğünü gören göz, yakalara nazar boncuğu olmak ister, öyle bakardı. Bir taşın ortasındaki başka bir renk taştı, bakmak. Bir genç kız, bir genç adam, yan yana, yarı bellerine kadar suyun karayla kesiştiği yerde, dalgalar onları narin bir elin tersiyle kıyıya vururken yaptıklarının farkında değillerdi. Devinim âşıkların dokunuşlarında yavaşlardı. Bir çakıl taşı, suyun hemen içinde, dalgalar izin verdikçe nefes alırken, kum olmadan, bir ömürden bir ömür önce, birinin avuç içinden diğerinin vücuduna konar, bir sonraki düşünceli dalga bu günahı temizlerdi.

İskelenin üzerinde yaşlı, bembeyaz saçlı bir adam bu iki genç insana bakarken, taşları düşünmez, onlar kadar hissetmez, dokunmayı özlemezdi. Kimsenin kafasını iri bir taşla patlattığından, ya da parçalanan taşlar gibi gençliğini özlediğinden değil, yeniden başlayıp aynı şekilde bitiremeyeceğinden korktuğundan böyleydi bu. O kendi kendinin mihenk taşıydı, mezar taşının olası yerinin, servi ağaçlarının suya bakan uzak köşesinde olma düşüncesi, taş kestirirdi gözlerini. Oysa her birine ayrı bakıp, göz kırptığında hepsini bir bütün olarak görebilen bir izleyici, hayatın taşların yerini değiştirmek olduğunu hafifçe bilirdi. Uzaktan bakan kimi zaman kömür, kimi zaman elmastı. Yaşlı adam teniyle yanmışa daha yakın… Bir nüfus memuru için her insan nasıl bir isim, her arı için bal ölü bir çiçekse, yaşlı adam için de her insan bir taştı. Onlar anlamsızdı, durur ve ancak kullanılırdı.

Genç adam, kızın üzerine bir avuç kuma yakın ince çakıl bıraktı. Göbek deliğinin etrafından dolanıp neşeyle kayboldular, hayatlarındaki yeni yerlere renk renk. Kız gülümsedi inci inci ve bir ufak çakılı çocuğun yakınlarına fırlattı. Diğer yakınlarda bir gerçek çocuk ise, suyun içinde, ayağının ucundan bir yeşil çakıl taşı alıp daha da uzağa fırlattı. Ne büyük günahtı bunlar! Zira kimin umurundaydı? Ancak dalga geri getirirdi ve bu dalgalardan yaramaz bir tanesi, iskeledeki yaşlı adamın göbeğinin suyla şiddetle birleşmesinin eseriydi. Suya düşen kaya, olduğu kadarını ayırdı.

İki genç insan birbirlerini elbet seviyordu. Yeşil, kırmızı, siyah, beyaz, lekeli, ince, çatlak, çeşit çeşit şekilli, onca yaşanacak hikâye, değişecek yer, herkes kum olmadan önce… Birisi birinin oğlundan babaya, diğeri kızından anneye, bir diğeri kurtarıcısından katiline sürekli yer değiştirirdi. Evlilik gülümsemesi için birinin mezarından çıkan yüzük, büyükanneler de evlenirdi, bir gelinin incecik parmaklarını tek taşla süsleyecekti.

Çocuk denizin parlak yüzünden taş sektirmeyi denerken, zamanla oynuyordu. Sonsuzlukla birlikte savaştığını bilmiyordu. Direnişti bu, tenin ateşe direnmesi gibi, ölümlünün çocuk bedeninde geleceğe isyanı… Uzaktan izleyenin düşüncesi hepsiyle ağırlaştı, ayağını kumdan çıkardı. Bir taş suyun çekiciliğine ne kadar dayanabilirdi ki? Onu kavrayan, canlı tutan, mavi ölümlü bir yanılsamaydı, içinde yer değiştirirdi her biri.

Güneş düşünceleri kuruturken, iki genç öpüşmeye başladı. Birbirlerinin yerine geçeceklerdi, yer ve mekân elverse. Yaşlı adam üzerine bastığı taşa saygı duymadı. Yerinde tutarak, bastırarak kendini yukarıda tuttu. Başı suyun üstünde, öpüşenlere bakıyordu. Elini şortuna götürdü. Çocuk annesine ağlayarak koştu. Bilinmez bir yerden kardeş gelecekti, evde öyle olmuştu. Her şeyi gören bunu da gördü. Ayakları kızgın kumu ve taşları iterken yansa da koştu. Onlara doğru. Gençler yerlerinde irkildiler. Ayakları sığ suda karmaşa yarattı. Çok taş yer değiştirdi. Yaşlı adam yüz üstü suya düştü. Her şeyi gören, görmek yetse zümrüt yakut elmas olurdu gözleri, yetişemedi taşların imdadına. Bir taş daha yer değiştirdi. Adam öldü, çocuk büyüdü, gençler evlendi. İzleyen kum oldu birkaç cana daha büründü, cam oldu, göz oldu, ayna oldu, yüz oldu, güz oldu… Tekrar ederdi nasıl olsa, yer değiştirirdi…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir