Yaz

‘’Ve ne uzun bir büyü’sün, yaz!
gurbetler senin ülken, yalnızlar senin ülken

ben hep yollar düşledim,
derin yollarda yürürken”

Hilmi YAVUZ

Bunaltıcı bir Haziran gecesine rastlamıştı;  kalbimde kocaman bir sızıyla,  bir yolun sonunda kalakalışım. Bitti, demiştim. Artık yeni bir yol, gidilecek bir yön ve sevilebilecek bir insan kalmamıştı sanki o an  yeryüzünde.

Oysa yaz, yollara çıkmak, alabildiğine gitmek  demekti. Çocukluk heveslerimizin, ilk gençliğimizin en deli halleri gitmeye tutkundu. Ve yaz, tüm tutkularımızın en sadık sırdaşı.  Deniz kenarına, köye, yurtdışına, tarlaya, çalışmaya, gezmeye, güneşe doymaya, yaylaya… uzağa gitmek demekti, yaz. Farkında olmadan anılar biriktirmek, uzun uzun yürümek, otobüslere binmek, açık havada uyumak, ağaçlara çıkmak, ama ille de gitmek.

İlk kez o yaz yollara çıkmaktan ürktüm ben.  Adım atmaya takatim yoktu. Durdum. Uzak bir köşeden hayatı seyrettim. Gidenleri, gelenleri, hiç bitmeyecekmiş gibi telaşlı koşanları, bir anda soluğu kesilenleri…

Nasıl sıcak  bir yazdı!

Kalbim boncuk boncuk terlemişti de avuçlarıma akmıştı.

Oysa  içime o sevda sızısı düşmeden evvel, serin yaz sofraları düşlemiştim ben, uzak  şehirlerin tenha bahçelerinde. Sohbetler, şarkılar, düşler düşecekti masamıza.  Bir insanı sevebilmeyi taşıyacaktık gözlerimizde,  yollar boyu.

Düş işte…

Yaz bitti sonra.

Mevsimler geçti.

Geçtiğim yollardan, onca yıldan sonra, bir Ağustos gecesi bir arkadaşımla konuşurken yaz üzerine; yaz bana hep olumsuz şeyler çağrıştırır, dedi. Şaşırdım. ‘Boşluk gibi, rahatsız edici’ dedi.

İçimdeki o kocaman boşluğu anımsadım.

Beyaz hırkama daha sıkı sarındım.

Oysa yaz, aşk demekti. Yolculuğun en saf hali…

Yaz bitti.

Şimdi ne zaman hatrıma düşse o Haziran gecesi, üşürüm.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir