Uzayan, İnce Bir Yol, Sevmek

gidecek yerim olduğundan değil, sevgili,
kalacak halim olmadığındandı…

İnsanın gitmeye hep takati varmış meğerse. Kalmakmış güç olan. Günlerce, aylar, yıllarca yüklendiklerini de alıp yanına, beraberliğin yer yer yıkılmış surlarının bir yerinden süzülüvermek boşluğa… Nicedir ötelediği dünyayı artık hızla kucaklama isteğiyle, toprağa gövde verircesine serilmek… Bir yerde, yükseklik korkusunun “Eeeh, be adam sen de!”ye dönüşüvermesiymiş yani, terk etmek dedikleri…

omuzlarımda anılarca yük…

İnsanın, unutmaya da hep takati varmış meğerse… Hatırlamakmış güç olan. Nice bakış unutulurmuş. Gülüşler, sözler, hatta yazı bile unutulurmuş günü gelirse. Temiz kılıklı yüzler arınınca karalanmış yüreklerden, suretler de anlamını yitirip, aslının merakını artık uyandırmayan birer maske gibi görünürmüş… Gerisi bir vazgeçişmiş, hatırlayıp da ise çalınmaya bir son veriş… Bir yerde, geçmişi temize çekmekmiş yani, unutmak dedikleri…

yüreğimde sevdalarca boşluk…

İnsanın, en çok, sevmeye hep takati varmış meğerse… Asıl sevememekmiş güç olan. Yüreğinin sınırlarını zorlarcasına bile değil, kalmayı mümkün kılacak kadar dahi, sevememek… Bundan, sıralanırmış insanın önü sıra yollar, sevilesi olana… Unutmak, yol üstü bir lokanta, soluklanıp azık alınacak bir durak ve soyunup yüreğinin tüm örtülerinden, çırçıplak aşka koşabilmek için bir duru suymuş. Sevmekse, bir nefes kadar tükenmeyesi bir yola çıkma sebebi ve bıkmadan bir ömür, yürüme takati… Bir yerde, iliklerine kadar yaşamakmış yani, yeniden, yeniden sevmek dedikleri…

derken yürek, sıyrıldıkça kabuklarından…
incelip, boya verdi kendini…
sesi titreyen bir ergen çocuk
yahut taze, yeşil bir fidan misali…
gergin bir yumruğun
cömert bir ele dönüşmesi yani…
uzayan, ince bir yol boyu,
sevmek, bende…
uzun bir ömür dedikleri…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir