tANımak

‘’Tanıştığıma memnun olduklarımdan biriydin sadece.

Bir telaş koştururken ben hayat diye, kısacık bir duraksama anıydın sen; bir merhabalık zamandın, yeni bir nefestin.’’

Böyle yazmışım kareli bir defter kâğıdına, uzun zaman önce. Bir köşesine de tarih atmışım. Düşündüm orda yazılı zamanı; nerdeydim, ne yapmaktaydım, neler geçiyordu acaba aklımdan ve kalbimden diye. Belli belirsiz bir andan görüntüler üşüştü zihnime. Ve geçmişin gölgesi düştü bir anda üzerime.

Bazı tanışmalar tarih tutmuyor. Ve böyle başlayan tanışıklıklar kendi zamanını yaşıyor aslında; seneleri, ayları, günleri ve insan icadı tüm kalıpları aşıyor bir merhabanın sakinliği ve bir el sıkışmışlığın heyecanı.

Ve nezaketen kurduğumuz memnuniyet cümleleri gerçek zamanın peşi sıra dolduruyor kendi içini.

Geçtiğim yolları düşündüm, gördüğüm yüzleri, tanıştıklarımı, tanımayı dilediklerimi, ah ne yanılmışım diye hayıflandığım ve tanıyamadıklarımı, tanımaya çabaladıklarımı…

Bir dolu an, pek çok yüz geçti gözlerimin önünden.

Kahve kokusu sarmıştı odamı ve Münir Nurettin  ‘Ömrüm Seni Sevmekle Nihayet Bulacaktır’ diyordu.

Bir hikâye yazayım dedim, yeni bir kahramanla tanıştırayım kendimi, anlatayım.

Bir heves işte; bir insan tanımak mucizesine inanmak.

Kimse kimseyi tanıyamıyor aslında tam olarak. Hepimiz bir ana sığdırıyoruz bir insanı. Bir şekil yaratıyoruz. Hikâyeler dinlerken, yolun bir yerinde hikâye anlatıcısına dönüşüyor; tanıştığımız her insana bir karakter yazıyoruz. Bir yazar ne kadar tanırsa kahramanını o kadar anlıyoruz karşımızdakini. Bizim cümlelerimizin dışına çıktı mı tükeniveriyor bir şeyler. Kızıyoruz, kırılıyoruz, vazgeçiyoruz bazen ve çoğunlukla üzülüyoruz.

Oysa yazar yazı bittiğinde kahramanını hikâyenin kendi zamanında bırakmalı. Kahraman kendini anlatmalı, yazar dinlemeli.

Ah bir dinlesek, bir anlasak karşımızdakini…

Dağıldı cümlelerim farkındayım. Geçmişin rüzgârı dağıttı, karıştırdı biraz şimdiki zamanı.

Yazar için susma vakti.

O kareli defter kâğıdını merak eden okuyucu içinse tanıştıracak bir kahramanımız yok maalesef.

Yalnızca birkaç dize, kâğıdın diğer yüzünden, başka bir tanışmadan, Ahmet Hamdi Tanpınar’dan:

Ne içindeyim zamanın,

Ne de büsbütün dışında.

Yekpâre geniş bir ânın,

Parçalanmaz akışında.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir