Sorulardan İbaret

 

… Sorulardan İbaret

Süregiden bir akış var. Bu akışın neresinde durduğumuzu fark etmekse bir hayli güç. Mütemadiyen karşımıza çıkan yolların hangisini seçeceğimize biz mi karar veriyoruz gerçekten? Özgür irade dedikleri şey ne derece etkili hayatta? Yoksa yollar zaten seçili ve biz mükemmel bir kurguyu merakla izlemekte miyiz?

Bu sorular aklımda bin tilki olmuş dolanırken günün birinde karşıma çıkan ve yaşadığı yetmiş yılı bu soruları yanıtlamaya adamış bir bilge bana şöyle diyordu: “İnsan doğanın kararlarına kendi istediği biçimi ancak doğanın kendisine uyum sağlarsa verebilir.” Özellikle vurgusunu yaptığı “uyum” sözcüğüne kendine has lisanında saldırganlığa ve şiddete karşıt bir anlam yüklüyordu. Bana, hayatla çatışmadan kaçınmazsak yeryüzü mutluluğuna erişemeyeceğimizi söylüyordu. Yeryüzünde geçireceğimiz kısıtlı ömrün yalnızca sonsuz olan ve günün birinde nakil olacağımız öteki dünya için enerji toplamak maksadıyla var olduğunu anlatıyordu.

Her biri üzerinde günlerce kafa yorulabilecek olan bu savların çoğu zaten, kendi yanıtlarımda yankı bulmaktaydı. Aynı doğrultuda düşünmediğim bu adamı anlıyordum. Düşüncelerin ya da öze dair sorulara verilen yanıtların farklılığına karşın sorusu aynı olan insanlar karşılarındakini kolaylıkla anlayabilir. Fikirler zıtlaşsa da bu ortak payda zıtlığın önüne geçip –her zaman olmasa da- uzlaşmayı ya da en azından anlaşmayı sağlar. Beşeriyat dediğimiz hayatla maneviyat dediğimiz evreni de yine bu sorular birbirine bağlar. Verdiğimiz yanıtlar elbette görüp geçirdiklerimizden, bunların bize öğrettiklerinden ileri gelmektedir; fakat neticede sorularımız aynıdır. Bu öyle bir sınırdır ki artık sorulan soru verilen yanıtın ötesine geçmiştir. Sorulan sorular… İşte hangi ailenin, dinin, dilin, kültürün birikiminden geliyor olursak olalım özümüzü bir kılan, insanlığı tanımlayan şey sorulan soruların bir oluşudur.

Öz, yani varlığımızın yapı taşı… İnsan dünyadaki varlığının özünü ve kıymetini bu soruların çokluğuna borçludur. Nereden geldiğimizi, nereye gideceğimizi, neden geldiğimizi bile bilmediğimiz bu yerden günün birinde gideceğimiz için ne sebeple üzüldüğümüzü ve hatta korktuğumuzu, insanların neden türlü türlü olduğunu, evrende işleyen karar mekanizmasının nasıl yürümekte olduğunu, vb. bildiğmiz andan itibaren, varlık dediğimiz olgu kendine bir kesinlik bulmuş olacaktır. Haliyle de kesinlik kazanan her olgu gibi bir dogmaya dönüşecek ve şüphenin ortadan tamamıyla kalkmasıyla birlikte hiçleşecektir. Tam da bu nedenle, kendi yanıtlarıyla (dikey yolculuğuyla) dünyada bulunan maneviyata ulaşmayı hedefleyen bir kimse için, genel kabul görmüş yanıtlara –dogmalara- “neden” diyebilmek, varlığının özünü korumanın ön koşulu olmaktadır.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir