Sıradan

Karanlık odamın gri duvarları kasvetli tavanla birleşince sapkın fikirler geliyor aklıma. Elektrik çoktan bulunmuş, ampul icat edileli yüzyıllar olmuş ancak ben yenilikleri her daim reddeden eski kafalı ihtiyarlar misali düğmeye basmak yerine çakmağımı çakmayı tercih ediyorum. Odada yanan 3 tane mumun insanın ruh dünyasına garip bir etkisi mevcut, ayin gibi.

Satanistler gelmesin akla, tanrı inancım kuvvetlidir ancak tanrı algım pek çok insandan farklıdır. Tanrıyı kurallar bütünü olarak görmek, onu küçümsemektir. İnandığını zannederken tapındığı varlığı küçümsediğini fark etmeyen insanlar topluluğunun ortasında kalmış çaresiz bir zavallının yakarışlarını dinlemek pek çoklarını sıkar, bilirim. Lakin belirtmeden geçemezdim, ya benim tanrım normal insanlarınkinden farklı ya da aynı tanrıya birimiz siyah birimiz pembe camların ardından bakıyoruz.

Mumların alevleri titreşirken usul susul; kafamda cinayet planları aynen devam. Birini öldürmek istiyorum ama kimi? Nefret ettiğim eski sevgilim çok klasik olur. Bana kötülük yapmış eksi bir dost, o da çok gereksiz. Aile problemlerim olsaydı, trajik bir cinayet işlerdim. Gel gelelim ki, hayatımda adam öldürmeye sebep verecek hiçbir şey yok! Ucuz, her markette bulunan; her insanın kolaylıkla bulup üzerine geçirebileceği takıntılarım var benim. Olağanüstü bir şekilde sıradan olmayı başarıyorum, ne yanıma dönersem döneyim.

Belki de budur diye bir fikir geldi aklıma! Cinayet işleyecek hiçbir sebebim olmaması aslında kendi başına bir sebeptir. Belki hayattan sıkılmışımdır, hiç atraksiyonum yoktur veyahut tekdüze geçiyordur günlerim; bir heyecan bir macera peşindeyimdir belki. Kendimi kandırmaya çalışırken içimdeki sesin beni her seferinde durdurmasına sinir oluyorum, sus kardeşim rahat rahat inandırayım kendimi istediğim şeye! Katilim işte ben, katil, katil!

En iyisi rastgele birini öldürmek, böylece cinayet soruşturmasında yakalanma riskim epey azalır. Şimdi gidip en yakın arkadaşlarımdan birini öldürsem, polis gelip beni sorguya çekmeyecek mi? Etrafımdaki herhangi bir insan zaten tehlike arz eder öldürdüğüm takdirde, her halükarda ucu bana değmiş olur. Ama ya sokaktan geçen adamın tekini çekip vursam? Kim görecek, kim duyacak?

Manasız. Hem de duyduğum en manasız düşüncelerden biri. Psikopat mıyım ki ben sokaktan geçen adamı öldüreyim, maganda mıyım? Cani miyim? Sadece canım sıkılıyor akşamları, odamda tek başımayken sapkın fikirler geliyor aklıma. Ama adam öldürmek sapkın bir fikir mi ki, önce bunu ölçüp tartmak lazımdır.

Biraz kan görmek zevkli olabilirdi aslında. Düşünsenize, gıcık olduğum bir adamla baş başayız, kimsecikler yok etrafta. Adam beni sinir etmeye devam ediyor. Tabi ki bende sıradanlığın sınırlarını fevkalade zorlayan sade bir vatandaş olarak sabır sınırımın geçilmeye başladığını hissediyorum, sonra da deliriyorum. Çekiyorum kotumun arkasındaki tabancayı ve vuruyorum adamı, anlının ortasından! Elime, yüzüme, her yerime kan sıçrıyor istemsiz. Adam iki metre seriliyor yere, kolları yana açılmış, kıpırtısız yatıyor.

Daha iyisini yapabilirim aslında. Kotumun arka cebinde silahım yoksa daha iyisi var: Bıçak. Mutfağa koşup bulabildiğim en büyük bıçağı kapıp geliyorum adamın yanına. Gözlerindeki korkuyu görünce daha bir zevk alıyorum yapacağım işten. Yalvarmaya başlıyor önce, bakıyor kararlıyım. Tehdit etmeye başlıyor, bak çok fena yaparım diye. Baktı o da işlemiyor, dil dökmeye dönüyor tekrar. Ben avıma adım adım yaklaşırken, gözüm et kan ve kemik ten başka şey görmek istemezken, avım çoktan kaybettiği savaşın pazarlığını yapma gayretinde.

Bıçağı saplıyorum tam midesinin oraya, dibine kadar. Gözleri ayrılıyor acıdan, nefesi kesiliyor. Kendini savunamıyor bile. Bıçağı aşağı doğru kaydırmaya başlıyorum, karnına doğru. Organlarını öyle deşiyorum ki, kan fışkırıyor dört bir yana. Vücudu biraz öne düşse de ayakta kalmayı başarıyor, eğilmiş şaheserimi izliyor kırmızılar içinde. Bıçağı çektiğim an bağırsakları dökülüyor yere, yumuşak yapış yapış. Rengi dahi mide bulandırıcı, üzerindeki damarları görebiliyorum tek tek. Değişik bir haz duyuyorum o karşımda acıdan kıvranırken, elimdeki alet başka neler yapabilir merak ediyorum.

Kulaklarını kopartabilirim, parmaklarını kesebilirim eklem yerlerinden. Ama o baltayla daha güzel olurdu sanırım, en iyisi ben bir de balta kapıp geleyim! Bir bir kopartayım parmakları, hem de üç yerinden! Önce en uçtaki eklemden, sonra bir alttaki, sonra ele bağlandığı yerden. Zaten adamın organlarını parçalamışım, vücudundaki kanın yarısını akıtmışım yere; parmaklarını kopartmama ses dahi çıkartamıyor. Sessice ağlıyor ayaklarımın dibinde.

Sıradan bir adamın normal bir Salı akşamı odasında ne kadar uç şeyler hayal edebileceğini kendime karşı konulmaz bir şekilde ispatladıktan sonra rahatladım sanırım. Zira beni kan tutuyor. Muhtemelen iğne batsa da bir yeriniz iki damla kanasa hemen başım döner midem bulanır. Değil ki adam bıçaklamak…

Herkes işine, ben de uykuya. Dinlenmeye ihtiyacım var, yarın gidip testere alacağım daha. Malum, kesilmeyi bekleyen kafalar var.

Emre ÇAKIR

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir