SEVDİĞİM – MEMDUH ŞEVKET ESENDAL

SEVDİĞİM – MEMDUH ŞEVKET ESENDAL

Odaya yavaşça girdim, bu ufak köylü kulübesinin içine bir esmer tül serpilmişti. Ocağın önünde gölgeni görüyordum, dirseklerini dizlerine dayamış, başını ellerinin içine almış ateşlere bakıp düşünüyordun.

O gün akşama kadar yağmur düşmüş ve bizi güzelce ıslatmıştı. Arkamıza kalın atkılar aldığımız halde yine çamaşırlarımıza kadar ıslanıyor, atların üstünden duman çıkıyor, tekerlekler sular içinde dönüyor, kırlarda, bütün kuru dereler su getirmiş, taşmış, her taraftan sel suları gidiyor, mütemadiyen küçük küçük göller, ırmaklar geçerek, etrafa sular saçarak gidiyorduk

Ben, üşüyeceğini düşünüp söylendikçe, eğleniyor ve bu halden memnun görünüyordun.
Ancak, şimdi, ocak başında elbiseni değiştirmiş ısınırken, seni yine o sebepsiz hüzne dalmış buluyordum.

Yaklaştım, birdenbire titredin:
– Beni korkuttun, dedin.
– Neden sevdiğim?
– Bilmem, sanki uyuyordum.
– Bakayım elbiseni değiştirdin mi?
– Ben ne iyi akıl etmiş bu kalın etekliği almışım, sepete biz yolda bakmadık, içinde ne kadar ufak tefek varsa ıslanmış, bak.
Hakikaten kurusun diye, hepsini ocağın kenarına dizmiştin.

Ocağın ateşi eteklerine gölgeler serpiyordu. Bir incecik saç demeti örgüsünden kurtulmuş şakağına düşmüştü. Böyle ne kadar güzeldin, sevdiğim. Bilmem neden benim de içime bir hüzün çöktü. Yerde senin yanına oturmak, başımı dizlerine dayamak istedim. Ancak, sen nedense dışarı çıkmak istedin ve benim bütün ricalarıma rağmen ısrara başladın.
– Hava serin, sevdiğim, gündüz ıslandık üşürsün, hem bak güneş battı, ellerin henüz buz gibi. Yerler ıslak, diyor, seni kandırmaya uğraşıyordum.

– Hayır hayır, hiç üşümüyorum, ne olursun? Dere kenarına kadar gidelim, ben üşümem Ben yağmurdan sonra kırları severim, diye yalvarıyordun. O güzel neşeli çocuk halin gelmişte Ben buna mukavemet edebilir miyim, sevdiğim…

Yağmur dineli üç dört saat olmuştu. Artık yollarda araba tekerleklerinin izlerinden ufacık dereler akmıyordu, yalnız güzel yıkanmış kumlar yer yer serilmiş, birkaç adımda bir ufacık göller gurubun rengiyle ufak altın tepsiler gibi parlıyordu.

Güneş batmış, yorgun uzanmış dinlenen bulutların arasında sema altın renkleriyle yanıyor, altında derenin durgun sularında yansıyor ve suların parlak yüzünde uzun kamışların ince gölgeleri güzelce görünüyordu.

O tarafta, ufuk üstünde bir köyün, bütün renkleri silinmiş yalnız çatılar, bacalar ve sivri birer külaha benzeyen ot odalarının semaya düşen kenar hattı belli oluyor ve sakin rutubetli havada semaya yükselen dumanlar eflatun, renkli görünüyordu.

Bu Bulgar köyü, sevdiğim, seni ne kadar işgal ederdi. Ne zaman böyle dere kenarına çıksak gözlerin oraya ilişir, kalır. Fikrine bir dalgınlık dolaşır, sanki haline bir mahzunluk çökerdi

Sık sık oraya giderdin. Seni köylü kadınlar severlerdi, çocukları okutan genç Bulgar kızı ekseriya gelir, seni arardı. Nedendi bu teces¬süsün, bu köyle bu rabıtan nedendi? Bir şey sormazdım. Ancak içimde bu sual, her lahza beni gıcıklar dururdu.

Sevdiğim, akşam ne kadar güzel, dere ne kadar parlak ve durgun. Uzaktan köpek sesleri ne kadar canlı, yağmurdan sonra ovanın bu sükûnu ne kadar tatlı idi. Yanımda ayakta duruyordun, yüzüne bakmıyordum, ancak acayip bir hisle iki damla yaşın güzel yanaklarından yuvarlanıp düştüğünü duydum. O lahza dönüp yüzüne baksam, sanki tatlı bir hayal uçacakmış, sanki güzel bir rüyadan uyandıracakmış gibi içime bir korku gelirdi. Her zaman olduğu gibi tamamen seninle meşgul olarak hareketsiz durdum.

Sevdiğim! Her zaman olduğu gibi dedim, çünkü sen benim tatlı bir hayalimdin. Seni anacak ruhumla hissederdim, Ne zaman sana elimi uzattımsa, ruhun dalgalandı, kollarım arasında yalnız tatlı bir ceset buldum

-Ne düşündün sevdiğim, niçin güldün. Dudaklarında tatlı bir hande uçtu yahut “Neden mahzunsun, söyle,” dediğim zaman daima bir, “Hiç” cevabın olurdu ve sonra bazen sokulur ve gülerek o güzel neşeli çocuk halin ile “Beni ne kadar seversin?” diye sorardın, ben de buna ekseriya cevap vermezdim. Çünkü’ bilmem ki seni ne kadar severdim.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir