Sesler İttifakı

Ortalığı kasıp kavuran acımasız karakışa inat, TUMU öğretmenin; sımsıcak ve anaç sesi yankılanıyordu öğrencilerin kulaklarında her yirmi dört saatte bir…
Onun kadife sesi her gün farklı bir konuda öğrencilerinin kulaklarıyla buluşuyor ve zamanı geldiğinde de onların kulak zarlarından içeri sızarak dinleyenlerin zihniyle etkileşime geçiyordu adım adım. Sonraki buluşma için tarih yer ve saat uzlaşısı sağlamadan da randevu yerinden ayrılmıordu o ses, sesler ittifakına varmadan. “Sonraki bir zamana ertelenen sorumluluk, bu sorumluluğu erteleyenlerin, sorumluluğu yerine getirme isteğinden (ertelenen süreye kadar) yoksun olduklarına işarettir” şeklinde bir algı mekanizması geliştirmişti çünkü o.
Yine, sorumluluğunu erteleyemediği günlerden birinde,sessiz sessiz:
“Başlamak ve başlangıç.. Çocuklar bu iki sözcük de baş kökünden gelmektedir”diye fısıldıyordu öğrencilerinin kulaklarına; askerlerine gizli bir görev veren komutan edası takınarak, gizemli gizemli…O zamanlar, bu cümleyi düz bir mantıkla, “başlangıç ve başlamak kelimelerinin türemiş kelimeler olduğu ve ikisinin de kökünün baş kelimesi olduğu” şeklinde yorumlarken, şu an yine aynı cümle hayatımda bir felsefe hatta hayatımın felsefesi olarak yer etmiş durumda bende.
TUMU öğretmenin vermek istediği mesajın, benim algıladığımla paralellik taşıyıp taşımadığını bilmemekle birlikte şu an, benim bu cümleye verdiğim anlam: “ Başlamak ve başlangıç edimlerinin her ikisinin de önce zihinsel faaliyetlerin yürütüldüğü mekanizma olan bu nedenle de benim, kendisini kutsal olarak nitelendirdiğim Baş(beyin)tan kaynaklanmaktadır.” Diğer bir deyiş ile, “bir hareketin başlamasına, yani buzdağının görünen kısmına, zemin hazırlayan kısım buzdağının görünmeyen kısmı olan zihindir, beyindir,baştır.”
Öğretmen TUMU’nun bu sözü, belki sekiz sene askıda kaldı, belki kulaklarıma dokunduktan sonra havada yetmiş bin yüz yirmi sekiz saat asılı durdu bu cümle beynimle buluşabilmek adına, belki de o ANı ANlayamadım ben ya da eksik ANladım; ama şu an taşların yerli yerinde olduğu kesin… ANı ANlamak bir fotoğrafçı edası ile, yani konuşan etkin öznenin, dinleyenin dinlemeye ve anlamaya meyilli olduğu ANı yakalaması… Lakin, üzülerek söylüyorum, öznenin ömrü, söylediği sözlerin anlaşıldığını görecek kadar uzun olmuyor her zaman…
Peki ya konuşmalar,sözler ,yazılar…?
Kimi zaman dudaklardan dökülen bir çift söz; bazen ise karalanan birkaç kelime… bir şeyler anlatma kaygısı güdüyor ve bu nitelikleri de bünyesinde bulunduruyorsa bu bir çift söz ve birkaç kelime, bugün olmasa bile kuşkusuz yarın muhattabını bulacak ve tarih sahnesindeki yerini alacaktır.
Tumu öğretmenin ümit dolu sözlerini dinlemeye mazhar bir çift kulağa sahip olarak ben, “Sonraki bir zamana ertelenen sorumluluk, bu sorumluluğu erteleyenlerin, sorumluluğu yerine getirme isteğinden (ertelenen süreye kadar) yoksun olduklarına işarettir” görüşüne uygun bir davranışla topluma karşı olan sorumluluklarımızın ertelenemeyeceği kanaatindeyim. “Bir hareketin başlamasına yani buzdağının görünen kısmına zemin hazırlayan kısım, buzdağının görünmeyen kısmı olan zihindir, beyindir,baştır” ibaresine de uygun bir şekilde, beynin rasyonel öncülüğü ile aynı yOLda olanları aynı yOLu paylaşanları aynı yOLda olacakları, TUMU öğretmene ancak farklı bir açıdan (tersten) bakınca TUMU öğretmenin, aslında UMUT öğretmen olduğunu anlamak için başka bir “yetmiş bin yüz yirmi sekiz” akrep tınısı daha duymak istemeyen ve beklemeye bu kadar zamanı ve lüksü olmayacak herkesi,
ANı zamanında ANlayabilmek adına, sesler ittifakına davet ediyorum…
Yürek dolusu sevgi ve sevgiye kaynaklık ettiğini düşündüğüm kucak dolusu saygılar…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir