Rüya

Şu anda tek istediğim şu otobüsün bir an önce hareket etmesi ve beni o sahil kasabasına götürmesi.

Bunun için şimdi avazım çıktığı kadar bağırabilirim.

Ruhum dalıyor.

Gün boyu aylak aylak dolaşmışlığın verdiği yorgunluktan dolayı ayaklarım şişmiş, ayakkabıdan dışarı çıkıp rahatlamak istiyorlar.

Bugün neyi aradığımı bilmeden saatlerce dolaştım. Midem sadece isyan bayrağını çekip de guruldamaya başladığında önüme gelen ilk lokantada durup, guruldamasını sonlandırdım.

Tünel’den Taksim’e o kitapçı senin, bu kitapçı benim dolaşıp durdum.

Aslında aradığımı biliyordum ama adını koyamıyordum.

Elime gelen her öykü kitabını karıştırdım.

O öykü haricinde her öyküyü buldum kitaplarda.

İsterseniz baştan başlayayım.

Dün gece eve geldim. Üstümü başımı değiştirdim. Ve kendime çok güzel bir sofra hazırladım.

Kafamda hiçbir düşünce yoktu. Sadece felekten bir gece armağan etmek istiyordum kendime.

Mum ışığında mideme ziyafet çektim.

Sonra televizyonun karşısına geçip kanal kanal gezip güzel bir film aradım.

Bulamadım.

Dergilere bir göz gezdirdim.

Sonra kanepemde uyumaya karar verdim.

Yatağıma gitmeye bile üşendim.

Rüyamda kendimi, eskitme ahşaptan yapılmış bir masanın başında, antika bir daktiloda yazı yazarken buldum.

Hiç durmadan yazıyordum.

Yazdıkça sayfalar havalanıyor ve açık olan pencereden dışarı çıkıyorlardı.

Ama ben inatla yazıyordum.

“-SON-” yazısını yazdığım sayfa uçmadı bir tek.

O sayfada yazılanları anımsıyorum.

“Gitti ve hiç başlanmamış bir öykü yarım kaldı. Kalsın, bulan sonlandırsın. Son”

Sabah uyandığımda ter içinde kalmıştım.

Hayır, dün akşam içki içmemiştim ve sızıp kalmamıştım.

Yani gördüklerim kâbus değildi.

O halde gerçek olmalıydı rüyada gördüklerim.

Bu düşünce ile düştüm yollara. Yazdığım öyküyü bulmalıydım.

Durmadan kitapları karıştırdım durdum. Kitap sayfalarını çevirmekten parmaklarım uyuştu.

Bütün çabalarıma rağmen öyküyü bulamadım.

Sonra kendimi insan selinin içine, Beyoğlu sokaklarına bıraktım.

Yokuştan indim, yokuştan çıktım.

Her inişin bir çıkışı vardı elbet.

Karanlık çökmeye başladığında Ankara Palas apartmanının kapısında otururken buldum kendimi.

Bütün gün gezmiş, dolaşmış ama rüyadaki öyküyü bulamamıştım.

Eve geldiğimde saat gece yarısını geçmişti.

Kendimi hemen yatağa attım.

Karnım açtı. Ama belki rüyayı tekrar görürüm diye hemen uyumayı istedim.

Uykum yoktu.

Yatakta dönüp durdum.

Rüyada yazılanları düşündüm.

“Gitti ve hiç başlanmamış bir öykü yarım kaldı. Kalsın, bulan sonlandırsın.”

Sanki bu cümle niteliğindeydi bilmece.

Evet, evet. Bu söz bir bilmeceydi.

O öyküyü düşümde de olsa ben bulduğuma göre, sonlandırma görevi de benimdi.

Peki, öykünün başı neydi?

Uyumalıydım ve bir an önce rüyaya geri dönmeliydim.

Sabah uyandığımda saat öğle vaktini çoktan geçmişti.

Yataktan kalktım.

Gece gördüklerimi düşünmeye başladım.

Kalabalığın içinde yürüyordum. Ve durmadan kitapları karıştırıyordum.

Karıştırıyor, karıştırıyor ama sonradan boş ellerime bakıyordum.

Bir ara kalabalığın içinde kaybolduğumu anımsıyorum. Ama öyküyü bir türlü bulamıyorum.

Her gece rüyanın bir bölümünü görüyordum.

Eğer öyle ise ölene dek yazdığım öyküyü bulamayacaktım.

Şehrazat yaşamak için uyumazken, yazdığım öyküyü bulabilmek için uyuyacaktım. Yoksa yaşayamazdım!

Bu nasıl bir kâbustu böyle?

Yine bir gece rüyamda kalabalıktan birinin bana seslendiğini duydum.

“Öykünü kitaplarda aramaktan vazgeç! Öykü sende saklı. Varsın bulan sonlandırsın”

Kan ter içinde uyandım. O gece kana kana su içtiğimi ve bir daha uyuyamadığımı anımsıyorum.

Son günlerde daha az rüya görür oldum.

Son gördüğüm rüyalardan birinde sahil kasabasına gitme fikrini yerleştirdim kafama.

Yine bir gece evde kitap okurken, kanepe’de uyuya kalmışım.

Rüyamda, deniz kenarında derme çatma, bakımsız bir barakada, tahta masada, denizci ağlarının arasında yazı yazarken buluyorum kendimi. Yine son sayfa elimde kalıyor.

“Gitti ve yerleşti o sudan şehre. Suya yazdı beynindekileri. Gitti. Ve hiç başlanmamış bir öykü yarım kaldı. Varsın bulan sonlandırsın… SON”

Yatağımdan sıçrayarak uyandım. Apar topar toparlandım. Ve evden çıktım.

Terminale geldiğimde o sahil kasabasına gitmem gerektiğini anladım.

Kalkış saati en yakın olan otobüse bindim.

Şu anda tek istediğim otobüsün bir an önce hareket etmesi ve beni o sahil kasabasına götürmesi!

“Gitti ve yerleşti o, sudan şehre.

Suya yazdı beynindekileri…

Gitti.

Ve hiç başlanmamış bir öykü yarım kaldı.

Varsın bulan sonlandırsın…”

-SON-

NAGİHAN GÜNPINAR

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir