Ölümsüzlük Arzusu

 

Big Bang varoluşun kaynağı ve ölümsüzlük arzusunun zembereğidir.

Sadık Yemni

M: Ölümsüzlük arzusu insanın belki de ilk nesillerinden itibaren içine işlemiş, genellikle güç arzusuyla beraber gelen bir hayal. Yandaşı olan rejenerasyon kabiliyetini de kendisine eklemlediğinde hangi hal ve durumda olursa olsun sağ kalacağını bilen insan için güç kelimesinin bir başka anlamı. Asıl önemli olansa bu arzunun nereden kaynaklandığı diyebilir miyiz?

S: Ölümsüzlüğü istiyoruz çünkü evren denen bahçe çok geniş. Delice bir hızla genişliyor. Her tarafını görmek, bilmek tanımak ve bunları hiç unutmamak istiyoruz. Bilinç böyle bir şeydir. Kurgusu sürekli var kalmaya yaslanır.

M: Ölüm ve ötesinde var ya da yok olanın belirsizliği, yani yitip gitme korkusu hiçbir zaman ölmemek dileğinin ardında yatan sebeplerden biri olabilir bence. Diğer yandan da hiçbir şeyden korkmamayı beraberinde getirecek olan bu arzunun mutlak gücün ilk basamağı oluşu etkin. Kutsal kitaplar mesela, sonsuz yaşamın dünyada ölmekten geçtiğini söyleyerek bir nevi insanın aklına ölümsüzlük fikrini sokmaktalar. Bu da insanda yaptıklarından sorumlu olmadığı, hep dünyada kaldığı bir ölümsüzlük hayali aşılıyor çaktırmadan.

S: Semavi dinlerin kitapları cennet ya da cehennemde, öbür dünyada yaşanacak bitimsizlikten bahsederler. Dünya yaşamı cennetten inilip birkaç adım attıktan sonra geri dönülen eğreti ve geçici bir gerçeklik olarak tasvir edilir. Hayat sabah giyip akşam çamaşır sepetine attığımız bir gömlek gibidir neredeyse. Bunun yanı sıra geçici bir süre için bile olsa dünya üzerinde yaratılan cennetlerin varlığından da söz ederler. İnananları bunu inşa etmeye de özendirirler.

M: Vampir temalı kitapların ve filmlerin bize gösterdiği ölümsüzlük var bir de. Tam olarak dünyada yaratılan cennet madalyonunun diğer yüzü diyemez miyiz? Yaptıklarından dolayı sorumlu tutulmadan, az önce bahsettiğim dünya üzerindeki ölümsüzlük fikrinin kurgusu. Tek farkı bu cezasız ve ödülsüz ölmeyiş arzusunun yanlışlığı ve kendi içinde cezasının olması gerektiği gibi fikirlerin kurgulara işlenmiş olması. Vampirlerin ölmeyişleri arzularını tatmin ettikleri insan yaşamlarının sona erişiyle mümkündür örneğin. Aynı şekilde Hagane no renkinjitsushi animesinde olduğu gibi ölümsüzlüğü bahşedebilecek “philosopher’s stone”un yapılabilmesi için yüzlerce insan hayatının feda edilmesi gerekiyor. Yalnız bu kadarla da kalmıyor, Hızır aleyhisselamın içtiği ab-ı hayat ona sonsuz bir hayat bahşetmişti. Aynı şekilde Zulkarneyn’de Hızır aleyhisselamın içtiği ab-ı hayatı aramaya koyulmuş fakat başarılı olamamıştı.

S: Vampir, homonocturnus, hıristiyanlığa sonradan yamanmış eski bir mittir. Başkalarının kanı, yaşam suyu ile beslenen ölümsüz bir yaratık şeklinde kurgulanmıştır. Eski versiyonlarında vampir ilahi ceza olarak güneş ışığına çıkamazdı, ama son yıllarda yapılan vampir filmlerinde teknolojinin yardımıyla bu sorunu da aşan vampirlerle tanıştık.

Umberto Eco’nun Foucoult’un sarkacı eserinde ölümsüz Saint German kontu yüzyılların akıp geçtiğini, ama insanların akıllanmadığını, maziden ders almadığını söyler. Sanki bunun kabahatı ölümlülüktür. Alınan dersler gelecek kuşaklara layıkıyla iletilememektedir. Bakırı, demiri, kurşunu altına çeviren Felsefe taşı, ölümlü hayatı da ölümsüze çevirmiştir. İnsanlar ister ot, ister iksir ya da taş şeklinde olsun böyle bir şeyi çok hevesle hayal etmiş ve bu ihtirası mitolojilerden, dini eserlere, oradan da romanlara aktarmışlardır.

Carlos Castaneda bazı eserlerinde büyük yaratıcı kartaldan bahseder. Kartal biz ölünce yaşam deneyimimizi emerek yapısına alır. Brujolar, yani büyücüler, kamlar sağken yaşamlarından bir kopya çıkartır ve ölünce bunu kartala verirler. Bu durumda kartal bedensiz de olsa onların kendi benlikleriyle var kalmalarına izin verir. Bilgisayar devrinin romanı olduğu çok belli değil mi? Hard disk gümleyince programın bir şekilde var kalması arzusu Gılgamış’ın anlattıklarından hiç de farklı değil.

M: Bugün durum biraz daha farklı diyebiliriz yine de. En azından efsanelerden gerçekçi boyutuyla sıyrılıyor. Bilim adamları kök hücrelerin yardımı ile bedenin ölümsüzlüğünü gerçekleştirebileceklerine inanıyor ve bunun için çalışıyorlar. Kanser hücrelerinin ölmemesine yol açan maddelerin normal hücrelere de enjekte edilmesinin ne gibi sonuçlar verebileceğini ciddi anlamda tartışıyor ve amaçlarına, ölümsüzlüğe yaklaşmak için çaba sarf ediyorlar. Yakın zamanda ölümsüzlük, en azından çok uzun ömürler mümkün olabilecek mi dersiniz?

S: Bahçe büyük, engin ve sınırsız. Zaman acımasız akışkan. Zemberek zorluyor. Bilimsel çabaların insan ömrünü uzatacağı, bunun uzun bir süreçte ölümsüzlüğe dönüşeceğini söylemekten mutluluk duyuyoruz. Biz değil, ama genetiğimizden türemiş gelecekteki kuşakların buldukları ölümsüzlük otunu Gılgamış öyküsünde olduğu gibi yine yılan kapacak, ama bu defa simgesel bir dokunuş şeklinde olacak. İnsan sonunda evren denen bahçede zamanı alt etmenin muzaffer sırıtışı ile dolaşacak.

Sürekli var kalmanın psikolojisi nasıl olacak? Bunca bilgiyi, deneyimi, aşkı, hüznü, sevinci sınırsız bir zaman aralığında taşımak nasıl bir yük olacak?

“İşte o gün her şey aydınlandı gözümde. Mağaralılar, Ölümsüzler’diler; suları bulanık çaysa atlının aradığı ırmak. Ünü Ganj’a kadar yayılmış kente gelince, Ölümsüzler onu yerlebir edeli dokuz küsur yüzyıl geçmişti. Onun kalıntılarıyla aynı yerde, benim kat ettiğim şu çılgın kenti kurmuşlardı. Belki bir yansılama, bir çarpıtma olarak, ama aynı zamanda , insana benzememeleri dışında hiçbir özelliklerini bilmediğimiz tanrılara bir tapınak olarak. Ölümsüzlerin yaratmaya gönül indirdikleri son simgeydi bu yapı; girişimlerinin tümünün boşunalığını kavradıkları ve bundan böyle yalnızca düşün dünyasında, katışıksız kestirimler ardında yaşamaya karar verdikleri bir dönemin temel taşı. Yapılarını kurdular, sonra onu unutarak mağaralarda yaşamaya gittiler. Düşünceye öyle dalmışlardı ki, fiziksel dünyayı bile zar zor algılıyorlardı.”

J. L. Borges Ölüm ve Pusula  (Tomris Uyar çevirisi) Ada Yayınları  1982

Borges 1953 yılında yazdığı Ölümsüz adlı öyküsünde artık yemeğe içmeye gerek kalmadan ölümsüzlüğü yakalamış kimselerin bin yılda geldikleri aşamayı böyle betimler.  Bu öykü sonradan çok tanınmış bilimkurgu romancılarına da esin kaynağı olacak ve onlar da ölümsüzlüğü benzer şekillerde tasvir edeceklerdir.

Ölümsüzlük bizi ağırlaştırıp zamanla yerinden kımıldamak istemeyen, yoğunlaşmış düşüncelerine kapanmış varlıklar haline getirmesin sakın? Evren bahçesinin canlı, ama taşınmaz malları müzeleri keşfedilmeyi bekliyor olabilir pekâlâ.

Sadık Yemni Murat Şahin

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir