Nasreddin Hoca

13. yüzyılın şakacı sufisi Nasreddin Molla ile mizahı yeniden keşfetmek

Nasreddin Molla Orta Doğuda 13.yüzyıl boyunca yaşamış bir Sufi düşünürü. Arap çölleri etrafında gezinen bu şakacı sufi hem Sufi geleneğine mizahı hem de stoik felsefeye hayatı getirmişti. Hikayeleri, yazılı ve sözlü geleneklerde, Orta Doğu’dan Çin milletlerine kadar geniş bir yelpazede görülebiliyor. Ve birçokları toprağın bu sevgili oğlunun kendi milletlerinden olduğunu iddia ediyor.

Topladığı hikayeler aracılığıyla bu nüktedan, bilge ve efsunlu, gizemli akıl hocasını bizlere tanıtan Idries Shah oldu. Bu eğitici hikayeler Zen geleneğinin koan geleneğine benziyor, koşullanmış yaşamın paradokslarını mizah ile anlatıyordu.

Bu tip bir hikayede Nasreddin Hoca bir sulh yargıcıdır. İlk davasında hem davalıyı hem de davacıyı haklı bulur. Zabıt katibi her ikisinin aynı anda mümkün olamayacağını söyleyince Nasreddin hoca katibe “Haklısın” diye yanıt verir. Paradoks bu noktada oldukça açıktır. Koşullanmalarımız bize olayları doğru ya da yanlış, siyah ya da beyaz olarak gösterir. Lineer düşüncelerimiz bütünsel düşünmemize izin vermez. Akıllarımız mantığın karanlık denizlerinde güreşir ve hayatın özünü kaybetmemize neden olur.

Efsaneye göre, Nasrettin hoca özgürlük mesajını yayması için açık bir zihinle kutsanmıştır. Kutsanmıştır çünkü insanları güldürmeyi başarabilmektedir ve mizahı öyle keskindir ki en katı koşullanmış zihinleri bile çatırdatabilir.

Günümüzde dahi Sufiler bu hikayeleri eğitimlerinde kullanmaktadırlar:

KAPI

Nasreddin Molla gittiği her yere kendisiyle beraber bir de kapı taşımaktadır. Birisi kapı hakkında soru sorduğunda yanıtlar: “Bu yalnızca güvenlik için. Kimse benim evime kapımdan başka bir yerden giremez. O yüzden kapıyı taşıyorum.”

Ölümünden sonra takipçileri onun son isteğini yerine getirir ve kapısı ile anahtarını mezarının yanına koyar. Bazılarına mantıksız gelse de bu aslında durmadan değişen dünyada kendisini kendi kalesine hapsedenlere karşı verilmiş satirik bir cevaptır.

ÜZÜNTÜYE ÇARE

Bir gün Nasreddin Hoca kasvetli bir keder içinde oturan bir adam görür. Kederinin sebebini sorduğunda adam hayatının çok sefil bir hal aldığını, bütün parasını toplayıp mutluluğu aramaya çıktığını söyler. Birden Nasreddin Hoca adamın çantasını kapıp görünürden kaybolur. Aradan geçen bir süre sonra Hoca çantayı çılgına dönmüş adamın görebileceği bir yere koyar ve kendisi de bir ağacın arkasına saklanır. Adam çantasını bulduğunda kederini unutur ve neşeyle dans etmeye başlar. Hoca kendince “Üzgün bir insana neşe verecek başka yol yok mu?” diye söylenir.

NİZAMSIZ SEBEP

Hoca bir gün evine et getirir ve karısından kebap yapmasını ister. Fakat karısına et cazip gelir ve hepsini kendi yer.

Hoca sorduğunda kadın suçu evin kedisine atar. Etin bir kilo olduğunu bilen hoca kedinin bu kadar çok yiyeceğine inanmaz.

Haliyle bir tartı ile kediyi tartar. Kedi tam bir kilo gelmiştir. Hoca konuşur: “Eğer bu aynı kediyse, o zaman et nereye gitti? Yok, bu eğer etse, o zaman kedi nerede?”

ANAHTARI ARAMAK

Bir zaman, adamın birisi Nasreddin Molla’yı evinin dışında, yerde bir şeyler ararken bulur. Sorulunca hoca anahtarını aradığını söyler. Adam da anahtarı aramaya koyulur ve ararken hocaya sorar “Anahtarı tam nerede düşürdün?”

Hoca cevaplar “Evimde”
“Öyleyse neden burada arıyorsun?” der adam.
“Burada evimdekinden daha çok ışık var.”

EĞİTMENİN SUFİ YOLU

Bir zaman, Nasreddin Hoca takipçileriyle ok atışlarının yapıldığı bir panayıra gider. Hoca da yarışmaya katılır. İlk attığı ok kısa düşer. Kalabalık kahkahayı basınca Hoca “Bu, aşağılık fikriyle yaşadığınız zaman olandır. Hedefinize ulaşamazsınız çünkü kalbiniz tam olarak amacınızda değildir” der. İkinci oku ise hedefi de geçip uzaklara düşer. Bu kez Hoca: “Bu kendini büyük gören bir insana ne olduğudur. Öyle hızlı koşar ki amacının ötesine geçer” der. Üçüncü oku da atan hoca hedefi tam tutturmuştur. Kalabalığa döner: “İşte bu da benim!”

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir