Mavi Boncuk

“Birini kaçırdık halıya sardık eve götürüyoruz”

Zeki Alasya

Eskiden daha çok olurdu. Akşam olup “akşam ezanı oldu daha sen dışarıda mısın?” diyen annenin çağrısıyla eve gelindiğinde önce yemek yenir, ardından eller yıkanıp televizyonun karşısına oturulurdu. O zamanlar bilgisayardı msn muhabbetleriydi meşhur değildi tabi. Diziler de mahşer kalabalığına erişememişti. Yemek sonrasında bütün aile televizyonun karşısına geçerdi. Haftanın yedi günü mutlaka ve mutlaka sinemamızın şahane filmlerinden yedisi ve daha fazlası yayınlanırdı. Çoğunu ezbere bildiğimiz filmleri en geç bir ay sonrasında tekrardan izlediğimizde kahkahaya boğuluşumuz değişmemiş olurdu. Aynı sahnelere, aynı yüzlere tekrar ve tekrar ve tekrar…

Aradan on seneden fazla zaman geçti. Kanallar arttı, Diziler incir çekirdeği kadar çok artık. Fakat değişmeyen bir şey var. O da hala kanallarımızda sinemamızın baş tacı filmlerin haftanın yedi günü yediden fazla yayınlanıyor oluşu. Gülen Gözler, Tosun Paşa, Hababam Sınıfı serisi, Hasip ile Nasip, Köyden İndim Şehire, Süt Kardeşler, Kapıcılar Kralı, Çiçek Abbas… Evet, hepimiz izledik bu filmleri. Belki isimlerini bilmiyoruz, belki de bir başka filmle karıştırıyoruz izlediğimiz. Fakat bir gerçek var, o da bu filmlerin birer efsane oluşu.

Örnek verelim bu efsanelerden birisine. Adı Mavi Boncuk. Onda bunda şunda olan, sahibinde gönlümüz olan bir boncuk bu. Emel Sayın’ın şarkısı, ve başrolünde oynadığı enfes bir film. Hatırlatalım hatta biraz. Kafadarlarımız fiks menüsü yüz kağıt olan ve Emel Sayın’ın çıktığı gazinomuza gidip bir karışıklık sonucu lüks menü alır ve en ön masadan gecenin tadını çıkarırlar. Sonra yanlışlık olmuş sızlanmaları arasında bir temiz dayak yerler. Akıllarında kurulan intikam planı o dönem Türkiye’sini ayağa kaldıracak bir plandır; Emel Sayın’ı kaçırmak. Böylelikle gazinodan intikam alacaklardır. Sonrasında olaylar gelişir. Kloroforla Emel Sayın yerine kendilerini de bayıltır hatta kahramanlarımız.

Peki nedir bu filmi muhteşem yapan?

Mükemmel bir yönetmen mi?

Evet. Ertem Eğilmez’in mükemmel bir yönetmen olduğuna kimsenin itirazı yok. Çektiği sahnelerin doğallığı, karakterlerin içimizden birer parça oluşu…

Mükemmel bir metin mi?

Evet. Kurgu karman çorman bir kurgu değil. Mantık hataları barındıran bir kurgu da değil. Günümüz Türk sinemasının yaptığı gibi macerayı ve komedyayı benliğimizden uzakta aramıyor, tam aksine halkın arasından, insanımızdan çıkartıyor.

Mükemmel karakterler mi?

Evet. Yalovalı olduğu için Kaymakam dedikleri, arabası tekleyen hafif saf, kırık tarağını Emel Sayın’a iyi niyetle uzatan bir karakterimiz var örneğin. Okuma yazma bilmeyen bir başkası, çilli horozuna aşık olan diğeri vb… Haminnemin ineğiyle konuştuğunu düşündükçe ve saf niyetlerimizle ne komik durumlara düşebildiğimizi fark ettikçe bu karakterlerin her birini annem abim babam gibi düşünebiliyorsam karakterler mükemmel demektir ki öyleler de.

Mükemmel oyuncular ve oyunculuklar mı?

Elbette. Kadroyu baştan sayayım isterseniz; Emel Sayın, Tarık Akan (Yakışıklı), Halit Akçatepe (Mıstık) , Kemal Sunal (Kaymakam, Cafer), Adile Naşit, Metin Akpınar (Süleyman), Zeki Alasya (Şeker Kamil), Perran Kutman, Münir Özkul (Baba Yaşar).

Hangi birinin oyunculuğundan şüphemiz var ki bugün? Adile Naşit’in kuzucuklarım deyip gülüşünü özlemiyorum diyeniniz var mı?

Evet, bütün bunlar mükemmelliğe götüren unsurlar bir filmi. Fakat bu filmlerin ardında yer alan asıl bir unsur var ki efsaneleşmiş tüm Türk filmlerinde de aynı unsuru yakalamak mümkün. Bahsi geçen oyunculardan hiçbirisi rolünü beğenmezlik yapmıyor. Kaç Perran Kutman var bugün sinemamızda? Hizmetçi rolüyle koca filmde yalnızca birkaç dakika oynamaya hayır demiyor. Peki bu filmde başrol oyuncusu kim? Belli değil. Yazıya giriş yaparken Emel Sayın demiş olabilirim belki, fakat bu gerçekten onun başrol olmasından mı kaynaklanıyor? Her biri birbirine eşdeğer ağırlıkta olan karakterlerin, birbirine karşı üstünlük taslamayan, böbürlenmeyen oyuncular tarafından canlandırılması bu filmi başarıya ulaştıran büyük bir etken.

Dahası Ertem Eğilmez bazı filmlerinde tıpkı William Shakespeare gibi önce elindeki oyunculara bakıp senaryosunu sonra yazmıştı. Bu da karakterlerin oyuncunun yetenekleriyle doğması anlamına geliyor ki şüphesiz doğallığı arttıran bir başka etken de buydu.

Uzun lafın kısası sinemamızın en nadide eserleri halen yetmişlerden seksenlere uzanan kısa bir zaman diliminde yatıyor ve büyük ihtimalle mankenlerden bozma oyuncularımızın desteğiyle ivmelenen sanatsal değeri düşük, dedikodu değeri yüksek film ve diziler sebebiyle uzun süre boyunca da orada kalacak. Sinemamız, kendisine saygı duyan ve emek veren oyuncular arıyor.

Unutmadan. Bu mükemmel oyuncuların bu filmden elde ettikleri toplam gelir günümüz evlilik programlarından birinde sunuculuk yapan bir kadının haftalık maaşına erişemiyor.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir