Kaçış

Kirli sarı battaniyesiyle kıvrılmıştı bir köşeye. Salonun hep aynı noktasını seçiyordu bunu yapmak için. Sanki o noktayla, sonsuz arasında görünmez bir geçit vardı. Oradan kaçıp gidiveriyordu, kısa süreliğine de olsa bu arbedenin içinden. Hayatın önüne çıkardıklarının karşısında kısa bir mola veriyordu. Gözleri hafifçe ağırlaşıyordu önce. Göz kapakları tüm görüntülerin ve olup bitenlerin üzerine kapanan dev bir kapağa benziyordu böylesi anlarda. Sonra, açık mavi bir bulutun içinde erimeye başlıyordu vücudu, küçülüp buharlaşıyordu. Ardından uyku tanrısının önüne çıkarılıyordu her zaman olduğu gibi.

–Lanet olsun! Hep böyle yapıyorsun. Bıktım bu kaçışlarından. Başını kuma gömmenden bıktım artık. Anlıyor musun beni. Bıktım!

Kadının sesi tüm salonu inletmeye yetmişti. Çığlıktan arta kalanlar havada titreşmeye devam ediyordu sanki. Tüm eşyalar donakalmıştı. Dile gelseler neler anlatacaklardı bu aşkın tarihiyle ilgili ama…

—Git konuş annenlerle! Karım sizden hoşlanmıyor, de. Devirdiğiniz çamlardan sıkıldı, de. Görüşmek istemiyor, de. De bir şeyler işte…

Battaniyenin içinde kımıldamadan duruyordu Kürşat. Ses geçirmez bir battaniyenin hala neden piyasaya sürülmediğini düşünüp hayıflandı bir an. Battaniye iyiydi, sarıp sarmalıyordu, ısıtıyordu ısıtmasına.  Ama hala evdeki tüm sorunlara yetebilecek çözümleri ihtiva etmiyordu. Ama bir gün o da olacaktı, inanıyordu buna

—Bak Lale! Ne söylediğini kulağın duyuyor mu senin. Ben nasıl söyleyeyim böyle bir şeyi bizimkilere. Allah aşkına. Lütfen makul davran biraz.

—Ben anlamam. Yeter! Buraya kadar. Ya gidip konuşursun ya da ben çekip giderim bu evden. Anladın mı? Yaparım bunu!

Yapmadığı şey değildi Lale’nin. İstediklerine ulaşamayınca soluğu annesinin evinde alan türdendi Lale. Kürşat fazlasıyla yorulmuştu artık tüm bunlardan. Aslında Lale’nin evi her terk edişinde bir kaç günlük çalıntı bir huzur yaşamıyor da değildi. Ama bunu belli etmekten hep kaçınmıştı. Çünkü Lale bu kez inat için evde kalma yoluna gidebilirdi. Bu da   istenen bir durum değildi. Yılda topu topu on beş gün falan süren bekârlık sultanlık halinin avuçlarından uçup gitmesi demekti.

Lale sigarasının dumanlarını öfkeyle savururken ortalığa, bir taraftan da saç uçlarındaki… Aynı anda iki işi yapabilen bir kadın seçmişti kendine Kürşat. Eski günlerini anımsadı, Lale’nin sessizliğinden faydalanıp. Başını döndüren güzeller güzeli Lale’nin o zamanlar her nasılsa başka bir oktavdan çıkan sesini, tatlı gülüşünü. Pijamayla tüm günü geçirmediği, pejmürde olmadığı zamanlarını…

—Evet, ne diyorsun. Konuşacak mısın seninkilerle. Aç şu ağzını da bir şey söyle artık. Sabahtan beri susuyorsun.

—  Tamam Lale.

—  Tamam Lale ne? Konuşacak mısın yani?

—  Hayır! Çekip giderim diyordun, tamam diyorum ben de. Sesi umduğundan daha kararlı çıkmıştı Kürşat’ın. Hele o son “Tamam diyorum ben de” deyişi yeni bilenmiş bıçaklar gibi yarmıştı ortalığı.

Lale buz kesmişti. Hafif mora çalan rengi Kürşat’ı ilk kez ürkütmüyordu. Sessizce Lale’nin odadan çıkışını izledi. Sokak kapısının çarpılmasıyla birlikte, temelinden sarsılan şeyin bu kez sadece ev olmadığını biliyordu Kürşat. Gülümseyerek mutfağa yöneldi.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir