İki Fotoğraf

İki fotoğraf… İkisi de çekilememiş…

İlk Fotoğraf…

31 Aralık akşamı. Yılbaşını geçirebilecek bir arkadaş ortamı bulunamamış ve kurulamamış. Ablalarından bir kaç gündür belirli aralıklarla gelen “ Kemal yılbaşını beraber geçirelim.” çağrıları meşgule alınamıyor bu durumda artık. Çantasını isteksizce, yavaş yavaş topluyor çocuk. Kulağına mp3 playerını takıp yola koyuluyor. Başını otobüsün camına yaslamış. Dışarıda kalabalık, insanlarda telaşlı bir neşe. İçindeki yalnızlık duygusu daha güçleniyor tabii. Ama bir yandan ailesine sarılabilmenin huzurunu hissetmeye başlıyor. Herşeyi bırakıp bu gece yanlarına gidiyor olmak onu mutlu etmeye başlıyor. Biraz hüzünlü mutluluk. Aklı bir an her şeyden sıyrılıp küçük yeğenlerine gidiyor. Alperen ve Rıfat. Alperen 7 yaşında. O sene okula başlamış. Okumayı yeni yeni söküyor. Çok tatlı. Rıfat Alperen’in abisi. 12 yaşında. Okumakla arası pek yok. Ama çizgi filmleri ve arabaları çok sever. Dayıları genelde yaptığı gibi hediyelerle onların yanına gitme isteğiyle bir kitapçıya giriyor. Kendisi biraz mükemmeliyetçi ve takıntılı. Yaklaşık bir saat boyunca kitapçıda yeğenlerine sevebilecekleri kitapları aradıktan sonra sonunda Alperen’e güzel kapaklı bir boyama ve okuma kitabı alıyor küçükken kendisinin de güzel, kalın kapaklı kitapları daha çok sevdiğini hatırlayarak. Rıfat’a da otomobilleri anlatan bol resimli bir kitap buluyor. Yine kalın kapaklı. Tübitak yayınlarının. Tabii güzelce hediye paketi yaptırılıyor kitaplar. Kulağına müziği takıp dışarı çıkıyor. Beşiktaş’taki üst geçitten geçip Üsküdar vapuruna binecek. Hava oldukça soğuk; karla karışık yağmur. Üst geçitten geçerken küçük bir kız görüyor mendil satan. Bir bakıp geçiyor. Yanından geçip bir kaç adım attıktan sonra kulağında çalanın iki şarkı arasında bıraktığı sessizlikte kızın ince, titreyen “ Yılbaşınız çok kutlu olsun efendim!” diyen sesini duyuyor. Ürperiyor. Dönüp hayatında ilk defa mendilci bir kızdan mendil alıyor. Bozuk paralarını çıkarırken ürpertiden mi soğuktan mı bilinmez bütün bozuk paralarını yere döküp kızın toplamasına bırakıyor. İşte ilk fotoğraf! Üzerinde incecik kıyafetler, üşümüş, paraları yerden toplayan mendilci kız ve eğilmiş ona şaşkın gözlerle bakan çocuk. Işıltılı, telaşlı hayat devam ediyor etraflarında da. Çocuk paraları bırakıp yoluna devam ediyor. Bir kaç adım daha attıktan sonra durup acaba dönüp kıza da bir şeyler alsam mı diye bile düşünüyor. Fakat saatine bakıp geç kaldığını anlayınca içindeki o tarif edilmez buruk duyguyla yoluna devam ediyor. Geri kalan yol boyunca akılda sıcak evlerinde zenginlik içinde yeni yılı karşılayan yeğenlerine bir hediye almak için yaptıklarıyla küçük zavallı kız için yapamadıklarının çelişkisi var. Eve ulaşınca çoğu unutuluyor bu duyguların. Normalde 8’de uyuyan Alperen kitabini bitirmek icin gece 12ye kadar uyumuyor. Rıfat da elinden düşürmüyor yeni kitabini. Dayı, dışardan bakan göz, yeniden mutlu fotoğrafı karşısında…

İkinci Fotoğraf…

31 Aralık akşamı. Yılbaşının beraber geçirilebileceği bir arkadaş ortamı yaratılamamış. Egolara zarar vermeden bu eziklik sendromu nasıl atlatılır? En kolay yol egolara minimal düzeyde zarar veren kendi kendine hüzünlü resimler çizme yöntemi. Resimlerin içine oğullarını bekleyen aileyi mıutlu etme erdemi de eklenince durum iyice yasal bir hal alıyor. Haksızlıklarla bezenmiş soluk, güzel, arabesk hüzün tablosu kulağa en ağır metal şarkılar takılarak masum ve daha sofistike hale getirilip yola çıkılıyor. Etrafta yakalanabilen her türlü zıtlık, yani mutluluk, beraberlik ve bütünlük fotoğrafları bir araya getirilip yaşanan hüznün gerçekliği(!) ve şiddeti arttırılıyor. Tabii bütün bunlar aileye karşı sorumlu, mükemmel dayı misyonu ile kuvvetlendirilmezse olmaz. Hüznün içine kurnaz bir mutluluk eklenmezse bu durum çekilemez. Bu istekleri tatmin etmek için Boğaziçili, inanılmaz düşünceli ve entellektüel kimliklerini üstlenmiş dayı üstüne bir de hayalindeki mükemmel baba figürünü duygularının içine atarak kitapçıya doğru yol alıyor. Mükemmeliyetçiliğini takıntılı kimliğiyle güçlendirmeli öncelikle. Bunun için iki çocuk kitabını ararken 1 saat harcaması doğal karşılanmalı. Aileden onay almak ve daha da önemlisi çocukların kitapları sevdiğini görüp kendi kendini tatmin etmek için en makul seçimleri yapmalıydı. Normal! Kitapları cafcaflı kaplarla sardırıp daha şirin hale getirdikten sonra kulağına gaz veren müziklerini takıp yoluna devam ediyor. Beşiktaş’taki üst geçitten geçerken merdivende oturan küçük bir mendilci kız görüyor. Her zaman yaptığı gibi görmezden gelip yanından geçip gidiyor. Ama o da ne ! Bir kaç adım sonra tanrısal(!) bir tesadüf kızın acıklı sesini duymasına sebep oluyor. Hüznü güçlendirmek, sosyal duyarlı kişiliği ortaya çıkarmak, sanatçı (fotoğrafçı) kimliğiyle olaya yaklaşıp egoları doyurmak için mükemmel bir fırsat. Hemen değerlendiriliyor bu fırsat tabii. Kıza parayı verirken paralar bir şekilde yere dökülüyor. İşte ikinci fotoğraf! Fotoğrafa biraz daha dokunaklı öğeler yerleştirmek lazım fırsatı gelmişken. Hava çok soğuk ve kızın üstü ince ya da çocuğun durum karşısında içi ürpermiş -pek tabi çok duygusal bir kişilik- gibi zıtlıklar kullanılıyor bunun için. Geriye kalan yol boyunca da hayal gücü elverdiğince kafada hüzünlü imgeler yaratılıyor. Hüznün ağır geldiği yerlerde belirli dozlarla mutluluk enstantaneleri yakalanıyor. Alperen ile Rıfat’ın kitaplarını sevmesi! Hemen yakalanıp kalbe enjekte ediliyor. Hüzün yerini mutluluğa bırakıyor. Belki bazen ikisi bir arada. Artık hangisi tatmin duygusunu daha güzel sağlıyorsa!

İşte iki aynı fotoğraf… Çekilememiş… Hangisi gerçek hangisi yalan ? Belki ikisi de…

Kaynak bilinmiyor.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir