Her Biri Sizi Bambaşka Bir Hayat Hikayesine Sürükleyecek Anı Kitapları

Her Biri Sizi Bambaşka Bir Hayat Hikayesine Sürükleyecek Anı Kitapları

Anıların nostaljik anlamda reddedilemeyen bir cazibesi vardır. ‘’O zamanlar…’’ diye başlar kimimiz ve günümüzdeki bir aksaklığı fevkalade alaya alarak geriye, eskiye doğru göz kırpar. Kimimiz hasretlenir, geçmişten karanlık bir ana bir ışık tutar ve öğrenir ki o hatıra aslında canını o kadar da yakmıyormuş da yalnızca gizlediği için ürperiyormuş. Unutamadığımız anıların iyi huylusu da var kötü huylusu da. Korkuncu da var şen şakrak olanı da. Peki bunları envaiçeşit sanatçı, mühim isim bir kitabın bünyesinde topladığında ne olur? Her şeyden önce anlatılan dönemle ilgili sayısız pratik bilgi öğreniriz. Pratik, diyorum çünkü böylesi anı kitapları içerisinde bildiğiniz üzere otobiyografik unsurlar da olduğundan, yaşanmış ve yani teorik olmayan şeyler okuruz. Biz de bu maksatla dünya ve ülkemizde yazılan önemli anı kitaplarını derledik. Bu anı kitapları, salt kitabın yazarının başına gelen olaylar silsilesi değil, bilakis tarihî unsurları da kapsıyor. Öyleyse buyrun derlemeye!

1. Anne Frank’ın Hatıra Defteri (Anne Frank)


Anı kitapları dediğimiz zaman akla ilk gelen uluslararası kitaplardan biri herhalde Anne Frank’ın Hatıra Defteri’dir. Nazi dönemine şahitlik eden ve yalnızca 15 sene yaşayabilen bu kız çocuğu 12 Haziran 1942 ile 1 Ağustos 1944 yılları arasında bu kitabı oluşturan günlükler tutmuştur. Ailesinden hayatta kalabilen tek kişi Otto Frank sayesinde yayımlanan bu günlükler bütünü bir dönemin bizzat yaşayıcısı tarafından bizlere aktarılıyor. Can Yücel’in çevirdiği eserin arka kapağından içeriğe dair: ‘’Bu hatıralarda, her an Naziler tarafından yakalanma tehlikesi altında yaşayan bir grup insanın çektiği çilelerin yanı sıra, genç kızlığına yeni adım atan Anne’ın çekingenliklerle, küçük kaçamaklarla tomurcuklanan sevdası da anlatılıyor.’’

2. Gözüyle Kartal Avlayan Yazar Yaşar Kemal ()


Anı kitapları listemizde sırada bir yazar ve toplum adamının, Zülfü Livaneli’nin, bir başka yazar ve toplum adamını, Yaşar Kemal’i anlattığı anı kitabı var. Yarım yüzyıla yakın bu dostluk, Livaneli’nin penceresinden aktarılıyor. İnce Memed’in yaratıcısı Yaşar Kemal, edebî yönünden siyasî duruşuna, türkülerden edebiyat sohbetlerine değin gözler önüne seriliyor. Kitap Yaşar Kemal’i anlatmasının yanı sıra Zülfü Livaneli’den de pareler verdiği için iki kere güzel, iki kere önemli. Kitabın arka kapağına da yazılan, Livaneli’nin şahane birkaç cümlesi: “Yaşar Kemal’in çevresinde esen, sanki kişiliğinin ve bedeninin ayrılmaz parçası olan, gittiği her yere, girdiği her mekâna, sanki onunla doğmuş gibi farkında olmadan taşıdığı bir rüzgâr vardı. İster yabancı ister bizden, ister köylü ister kentli, ister kadın ister erkek, herkesi etkisi altına alan bir rüzgârdı bu.’’

3. Charles Bukowski’yi Sevmek ve Nefret Etmek (Linda King)


Tutku, şehvet, dobra konuşma… Belki yeterli ya da tam isabet değildir ama Bukowski söz konusu olduğunda aklıma bu gibi kavramlar geliyor. Bunu hepimizden daha iyi bilecek biri vardı ki o da beş yıl bu adamla beraber olan Linda King’di. Dönemin oldukça dikkat çekici bu ilişkisi belki de iki ayrıksıyı bir araya getirmişti: Amerikan ve yeraltı edebiyatının güçlü kalemi, yaşamında tehlikelerle de boğuşmuş olan Bukowski ile genç, cazip bir şair ve heykeltıraş olan Linda King’i. Aşk ve nefret, tutku ve öfke arasında gidip gelen bu dalgalı ilişki neticesinde Linda King, Bukowski’ye dair çok şey anlatıyor. Yazarın Linda King için yazdığı ama yayımladığı şiir ve mektupları da bu kitapta gün yüzüne çıkıyor.

4. Bir Dinozorun Anıları (Mîna Urgan)


Gençlik yıllarında Orhan Veli ile… Türk edebiyatında konu anıdan açıldığı zaman benim aklıma gelen ilk eserdir. Öyle ki yayımlandığı tarihte de çok ses getirmiş olan kitap, Mîna Urgan’a bir ikinci kitabı, ‘’Bir Dinozorun Gezileri’’ni de yazdırmıştır. İngiliz edebiyatı konusunda en kalburüstü isimlerimizden biri olan Mîna Urgan denizi, seyahati, güzel yemekleri, tabiatı oldukça seven biriydi. Hayatı da ne mutlu ki bu sevdiği şeyleri yaparak yaşadı. Üstelik bir başına değil; Urgan’ın tüm bu anılarında hepimizin bilip sevdiği, merak ettiği sanatçılarla da bir arada yaşanmışlıkları var. Ve dili o kadar yargılamaktan uzak, üslubu öylesine şefkatli ki okuduktan sonra kalbinize de iyi gelecektir. Urgan’ın kendisini bir dinozor olarak tarif etmesindeyse tabii hüzünlü bir sebep var: O, kendi neslinin, kendi çağının tükendiğini anlatmak açısından bu ismi seçmiş. Eserden, kitabın arka kapağına da yer eden bir alıntı: ‘’Oğuz Atay’ı ayaküstü ve o kadar az gördüm ki, onunla ilgili ancak bir tek izlenim edindim: Koskocaman bir kediye benziyordu tıpkı. Çok kocaman ve çok güzel bir kediye, öyle benziyordu ki, ona elimi uzatınca ‘miyaaav’ diyeceğini sandım. Miyavlayacağı yerde ‘tanıştığımıza memnunum’ deyince şaşırıp kaldım.”

5. Elveda Selanik (Leon Sciaky)


Anı, günlük, seyahatname türlerinde eserler veren yazar bizde de Elveda Selanik eseriyle ismini duyurmuştur. Anı kitapları arasında bu kitap bir anı kitabından ne kadar istifade edebilirsek o kadarını bize verebiliyor. Neden, derseniz eser hem bir dönemi, tarihi anlatıyor hem de o tarihin içindeki insanları, toplulukları. Yani tarih kitaplarında zaman, mekân, olay ve kişileri okuyoruz. Okuyoruz ama, kayda geçmeyen kalabalıkları görmek zor olabiliyor. İşte bir anı kitabının belki de en kıymetli yanı budur: Kayda geçmeyen kalabalıkları da bize tarihin içinde vermek! Eserin tanıtım bülteninden: ‘’Selanik’te geçirdiği mutlu çocukluk dönemini ailesinin geçmişi ve tarihsel olaylarla iç içe dokuyarak anlatırken, bir yandan da İspanya, Portekiz ve İtalya’dan sürülüşlerinin ardından Osmanlı topraklarına göç eden Sefarad Yahudilerinin yerleştikleri yerleri yurt edinip kültürlerini nasıl yaşattıklarını yalın ve içtenlikli bir ifadeyle dile getiriyor. Bitmek bilmez çatışmalar, savaşmalar nedeniyle ailece elveda demek zorunda kaldıkları Selanik’in unutulmaz bir portresini çiziyor.’’

6. Size Nefesimi Bırakıyorum (Perihan Bakır)


Elimde, yazar Şahap Sıtkı İlter’in ‘’Bulut Gelir Pare Pare’’ adlı bir yapıtı var. Eserin ilk sayfasına yazar şu notu düşmüş: ‘’Yeni şiirin öncülerinden Edip Cansever dostumuza, sevgiyle. Ankara. 7.1.1959’’ O dönemin yeni şiiri neydi? İkinci Yeni olarak biliyoruz hepimiz. Tek öncüsüyse Sayın Edip Cansever değildi elbette. Cemal Süreya da bu şiir anlayışının en yenilikçi, hatta cüretkâr öncülerinden biriydi. Kültürel, tarihî birikimi bir yana o da şiirin yenileşmesi döneminde en kıymetli hamleleri, denemeleri yapmıştır. Onu kız kardeşinden iyi anlatacak insan da bugün az bulunur. Bu yıl çıkan Size Nefesimi Bırakıyorum’un arka kapağından güzel bir alıntı: ‘’Türkçenin doruk isimlerinden biri olan Cemal Süreya’nın hayatını birinci el tanıklıktan okuyoruz Size Nefesimi Bırakıyorum’da. Şairin kız kardeşi Perihan Bakır’ın hafızasından süzülen bu çok kıymetli hatıralar, ‘Şairin hayatı şiire dahil’ diyen Süreya’nın sözünü bir kere daha doğruluyor. Sürgünlük, çocukluk, anne ölümü, üvey anne, göçler, okullar, işler, ilk kitap, evlilikler, evlatlar, şehirler, sevinçler, üzüntüler…’’

7. Buzda Yürüyüş – Münih Paris (Werner Herzog)


Alman sinemasının mistik isimlerinden Werner Herzog uzun yönetmenlik ve sinema maratonunun yanı sıra böylesi heyecanlı bir kitapla karşımıza çıkıyor. Eserin heyecanıysa mistik dürtülerin onu uzun bir yürüyüşe çıkarmasından, Münih’ten Paris’e dek adım atmasından ileri geliyor. Üstelik ona göre Paris’e bu şekilde ulaşırsa o çok sevdiği arkadaşı, ünlü sinema eleştirmeni Lotte Eisner ölmeyecek! Kurgu gibi ama gerçek bir yaşam öyküsü… İçeriğe dair tanıtım bülteninden detaylar: ‘’Bir sırt çantası ile çıktığı bu yolculukta köylerden, tarlalardan, dağ yollarından kar buz içinde geçerken karşılaştıklarını kendisine has üslubu ile kâğıda aktarır. Yolda gördüklerini anlatırken aslında yaşam, ölüm ve dünya hakkında âdeta kısa ve kesik, ama derin bir konuşma yapar kendisiyle.’’

8. Anne Kafamda Bit Var (Tarık Akan)


Üç sene önce maalesef yaşamını yitiren, Türk sinemasının karizmatik ismi Tarık Akan siyasî hayatıyla da bilinen bir sanatkâr. 1980 darbe döneminde başına gelenler, tutuklanmalar, siyasîler ve daha nicesi Anne Kafam Bit Var’da gözler önüne seriliyor. Yakın tarihimizi, o tarihi içeriden yaşayan bir sanatçıdan dinlemek oldukça verimli olacaktır. 1981’de Almanya’da yaptığı bir konuşma, onun memlekete geldiğinde tutuklanmasına neden olur. Şöhret ve sanatının doruklarında bir dönemdeyken bir gazetede çıkan yalan yanlış haberin ona bunları yaşatması, tutukluluk bitince de peşini bırakmaz. En iyisinin yazmak, içini dökmek olacağını düşünür ve ortaya bu eser çıkar: ‘’Anne Kafamda Bit Var, o karanlık dönemin bir tutanağı gibi. Son yirmi yıldır toplumsal içerikli filmlere yönelen ünlü sinema adamının az bilinen bir yönünü ortaya çıkaran anılarda ayrıca Şerif Gören’den Atıf Yılmaz’a, Orhan Apaydın’dan Barış Derneği Davası’na kadar pek çok tanınmış ada ve önemli olaya yer verilirken, Yılmaz Güney cezaevindeyken gizli saklı çekilen Yol filminin bütün serüveni de dile getiriliyor.’’

9. Çinko Çocuklar (Svetlana Aleksiyeviç)


Beyaz Rus, 2015 Nobel Edebiyat Ödülü’nün sahibi Svetlana Aleksiyeviç araştırmacı ve gazeteci kimliğiyle öne çıkan bir yazardır. Bu niteliğine paralel olarak Çinko Çocuklar’da SSCB-Afgan Savaşı sırasında ve sonrasında olanların bir tartışmasını açar. Yazara Nobel verilirken İsveç Akademisi onun ‘’yeni bir edebî tür’’ yarattığını belirtir. Eserin tanıtım bülteninden bir pare: ‘’Çinko Çocuklar’da Aleksiyeviç 1979 ile 1989 arasında on yıl kadar süren, Sovyetler Birliği’nin çöküşündeki en büyük etkenlerden biri olan ve 15.000’e yakın Sovyet askerinin ölmesine, on binlercesinin yaralanmasına, Afganistan tarafında da çok büyük kayıplara yol açan Sovyet-Afgan Savaşı’nı merkeze alarak bu savaşta savaşmış 500.000’i aşkın Sovyet keşif erinin, piyadenin, pilotun, subayın, cephe gerisindeki hastanelerde görev yapmış cerrahların, hemşirelerin bireysel tanıklıklarına ve savaş tüm hararetiyle devam ederken Sovyetler’de evlatlarının, babalarının, eşlerinin sağ salim geri dönüşünü hasretle beklemiş olan annelerin, eşlerin, evlatların acılarına, trajedilerine ses veriyor.’’

10. Severek Dinliyoruz (Nihat Sırdar)


Radyoculuğa otuza yakın yılını veren Nihat Sırdar tüm bu kariyerinden geriye kalanları samimi, sıcak bir dille okuyucuya sunuyor. İnsanlar radyoyu her ne kadar nostaljik bir aygıt olarak görmeye eğilimliyse de bu aygıt bugün hala televizyondan daha akıllı bir sistem olarak yaşıyor. Bunu anlamak için TV izlerken ve radyo dinlerken ne yaptığınıza, aradaki farka bakmanız yeterlidir. Bu akıllı mecranın içinden gelen Nihat Sırdar da bize neler anlatmıyor ki! Tanıtım yazısından bu soruya birkaç cevap bulabiliriz: ‘’Bu kitabın içinde turneler, oteller, yayınlar, seyahatler, üzüntüler, sevinçler var. Bir fotoğrafın içinden çıkan sayısız hikâye, anı var. Birçoğumuzun geçmişindeki ortak anılar bazıları. Kimisini okurken ‘ben de’ diyeceğiniz anlar, anılar koleksiyonunuzda yerini alacak.’’

11. Bir Yazarın Güncesi ()


Anı kitapları listemize noktayı, ünlü feminist yazar Virginia Woolf’la koyarsak iyi edeceğimizi düşünüyorum. ‘’Kendine Ait Bir Oda’’ ile oldukça ön plana çıkan Woolf kadınlık – erkeklik, toplumsal roller konularına kafayı patlatan üst düzey bir yazar. Öldüğündey geriye kendi el yazmalarından kalan 26 defterse işte bu kitabı oluşturuyor. Yazar hakkında daha da derinleşmek isteyenlerin mutlaka edinmesi gereken bu eserde neler var? Tanıtımdan buna cevap verelim: ‘’Woolf 27 yıl boyunca bu defterlerde, neler yaptığını, kimleri gördüğünü, özellikle bu insanlar hakkında, kendisi hakkında, yazdığı ya da yazmayı umut ettiği kitaplar hakkında neler düşündüğünü neredeyse kesintisiz denebilecek bir şekilde kaydetti. Bu defterlerde, yazmakta olduğu ya da gelecekte yazmaya niyetlendiği kitaplar hakkında kendi kendisiyle söyleşti.’’

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir