Grisiz

Ara sokakların daha büyükler ile kesiştiği yerler tıpkı iki büyük ve iddialı ordunun birbirine karıştığı yerler gibidir gözümde. Oradaki dükkanların daha çok iş yapmasını buna bağlarım. Maraton tribünü gibi. Değil mi? bazen böyle kafamı başka bir noktaya verip unutabiliyorum.

Dün maçtan sonra üzüntülüydüm. Eve gidip bir şiir karaladım.  Şiir diye başlayıp sonradan düzyazıya da geçtim. Yazdım işte…

Necla,
Ben kendimde değilim. Kökümden bir karaağaç gibi sallıyorlar beni. Tepemde mayhoş rakının kokusu, kulağımın dibinde Müzeyyen Senar’ın ölümsüz sesi var:

“şarap mahzende yıllanır
aşkın kalbimde yıllanıyor
ikisini birden içtim
inan içim yanıyor…
insan dudak kadeh,
kadeh dudak bir sanıyor…
ikisini birden içtim
inan a zalim içim yanıyor…”

Necla,

İçimde yanan bir serseri iklim var. Dağ başından esmiş de başıma birikmiş sanki bir kalabalık deniz. Dalgasında kuytu bir yer bulur gibi oluyorum hoppa atıyor beni sıcak kumların çanağına. Çanağına tükürsem ayıp olur, zira ömrümün mührü var dibinde. Hani böyle hafiften yalpayı yemiş bir bakır tortusu. Ahuların dudağından, para şeyhlerinin toparlak avuçlarından geçmiş gibiyim. İkisini birden içmiş gibiyim Necla, içim yanıyor.

Necla,

Bugün deniz bir başka deniz. Bugün şarkılar bir başka, damdaki kedi bir başka, sokaktan geçen çamaşırcı kadın bir başka. Sanki herkesin gözünde yaşlar, yüreğinde darlık var. Bulutlar hepten gri anasını satayım, ay bile sırtını dönmüş avluya. Masamdaki tulum peyniri somurtuyor, haydarinin eski keyfi kalmamış. Bardak sürekli doluyor ve boşalıyor Necla. İçtiğim rakının haddi hesabı yok. Mahallenin göbeğine kış düştü, ben yanıyorum. Öyle bir garip sarhoşluk benimkisi. Herkesin telaşı sabaha benimki mezara kadar.

Necla,

Nihavend bir mağlubiyete daha yelken açtık bu akşam. Gavurun çimlerinde sekiz yedik. Sağdan, soldan, ortadan her yerden adaletsiz bir meşine kucak açtık. Anglosaksonlar bayram yerine çevirdi yeşil sahayı. Onlar seyran ederken bayramı, bayramda harçlıksız kalan çocuklar gibi boynumuzu büktüler bizim bu akşam. İki hafta önce biz değil miydik yeri göğü inleten, sahanın her yerinin karış karış ölçüsünü alan biz değil miydik? Necla, bize ne oldu bu akşam?

Necla,

Ben kendimde değilim. Beni kendime getir. Umut ver bana, umutsuz akşamlarıma bir ışık ver Allahsız. Yaşamak gömleğini giymişliğimin orta yerinde düğmeleri koparmadan, yakamı yırtmadan bir çare göster bana. Unutmak mıdır çözüm? Ya da zihnin orta yerine çakmak mıdır bu mağlubiyeti? Hiç unutmamacasına, ders olsun diye hatırlamak mıdır? Bizi biz yapan acılarımızdır, bu bizim mühr-ü nübüvvetimizdir desem yeter mi Necla?

Atkım alev alev yanıyordu üzerimde.

Sonra ben size desem siyahlı beyazlı o atkıyı tutup sobaya fırlattım. Bebeğini öldüren bir ana gibi, sevdiğine git diyen bir aşık gibi, ishal olarak ölmeyi seçmiş bir kaktüs gibi. Atkı siyah beyazdı. Politik griliklerden ya da mükemmele ulaşmamış kırık ışık huzmelerinden uzaktı.

Atkının iyice alıştığını söyleyen ve külleri birazdan hazır olur diyen bir gürültü geldi sobadan. Evi bir kerahat kapladı. Bir sigara yaktım. Ama elimde olsa kendimi yakacaktım. Atkı ihanetimin resmiydi. Hani sevinmek için sevmemiştik, hani Necla ile güzel bir yemek yiyebileceğimiz parayı bilete verirken asla pişman olamazdım. Sonra arkadaşlardan bir şarkı geldi bilgisayarıma.

“Aldırma kartal aldırma…”

Gittim, hüzünlü zamanlarımda hep olduğu gibi, anında uykuya daldım.

Sabah oldu, işe gitmek için hazırlandım. Her şey tamam. Aklıma gelmemesi gerekenler gelmeye başlıyor. Korku filminin izlenemeyen sahneleri başlıyor. Akşam zalim kafayla sobaya attığımı bildiğim atkım geliyor gözümün önüne. Salim kafayla içimdeki vicdani hazımsızlığı temizlemek, sobaya atılan atkının temas ettiği kor ateşlerin benim içimde kalmasını engellemek için öteki atkımı aldım. Boynuma doladım. Sokağa çıktım. Bakkal Selim’in oğlu hemen yanaştı yanıma. Dalga geçecek şerefsiz dedim kendime. Dinledim ama duymadım. Atkım korudu beni onun dediklerinden. Gitti.

Gün güneşi devirene kadar devam etti sahildeki ölüye vuran dalgalar misali üzerime gelen dalga dalga dalgalar. Atkıma saygımdan kafa göz dalmadım kimseye. Gururluca eve girdik. Necla aradı. Sesindeki mutluluk beni rahatsız etti ama söylemedim. Ben ölüyorum diye yasımı tutmayanlara kızacak biri değilim. Kendim tutarım yasımı da sırrımı da.

Futbolu bırakıyorum. Sigarayı da. Çok kolay ikisi de. Ben binlerce kez bıraktım.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir