Gökkuşağı

Dün hayatımda hiç yapmadığım bir şey yaptım. Bir arkadaşlık sitesinin reklamına tıklayıp sahte bir isimle üye oldum. Dikkatimi çeken şey sitede üye olurken kişilere karakter testi yapılması ve sitenin testin sonucuna göre uygun kişileri sizin için seçilmesiydi. Sorunum kendime uygun birini bulamamak değildi. Bunu sorun etmekten uzun süre önce vazgeçmiştim. Karakterini çözmeyi hala başaramamış klasik “Türkiye sosyal şartları maduru ve ergenlikten kurtulamama sendromu” yaşayan yirmi üç yaşında bir bayan olarak karakterimin bana anlatılması teklifi bana oldukça cazip geldi. Birkaç soru cevaplayacaktım ve her şey önüme serilecekti. Testi çözdüm ve işte oradaydım. Rengârenk, yuvarlak bir grafikte karakterim acımasızca dilimlere bölünmüştü. En büyük dilimlerim bana en güzel renkleriyle selam verdiler. Aşırı bağlanan, çok değişen ve uyumsuz biriydim. Olmak istediğim, bana göre güzel olan bütün özellikler fazla alan kaplamıyordu. Düzenli değildim. Kendine güvenmek konusunda başarılı sayılmazdım, ilgi odağı olmak da pek bana göre bir şey değildi.

Kaderime razı oldum ve açıklamaları okuyarak üç büyük özelliğimin içinden az önce aldığım darbeye ilaç olacak bir kaç cümle aradım. Okuduklarım elbette ki karamsar ve karalayıcı şeyler değildi. Sonuçta bu bir arkadaşlık sitesiydi ve kimse müşterisine kötü davranmak istemezdi. Ama o kadar iyimser olmaları daha çok kanıma dokundu. Sanki ben çok kötü durumdaydım ve arkadaşlarım bana beyaz yalanlar söylüyordu.  “Hayır tatlım tabi ki güzelsin.” veya “Tamam uyumsuz biri olabilirsin ama bu seni daha çekici yapıyor.” gibi doğruluğuna asla inanamadığım ve beni daha çok yaralayan cümleler duymak gibiydi yazılanları okumak.

İşin enteresan tarafı karakteristik özelliklerimin negatif yönlerini nasıl alt edebileceğimi de anlatıyordu testin sonuçları. Bir süre sonra okuduğum her şeyin zaten farkında olduğumu keşfettim ve okumaktan vazgeçip siteyi kapattım. Zaten verilen tavsiyelerin hiç birine uymayacaktım. Düşünmeye başladım. Psikoloğumun söyledikleri doğruydu belki. Evet biz bu ülkenin kadınları, genci ve yaşlısıyla geç başlıyorduk her şeye. Sevmeye, sevilmeye, sevişmeye, kendini tanımaya, özgür olmaya… Evet belki bu bir sendromdu, hastalık gibi birşeydi. Ama ya biz ne kadar istiyorduk her şeye erkenden başlamayı? Kendimizi tanımak bu kadar zor muydu? Yoksa zor olan tanıyıp değişiklik yapmak mıydı? Daha iyi olmak adına enerji sarf etmek, riske girmek ben buyum diyebilmek miydi zor olan? Bizi şu sınırlar içinde “kadın” yapamayan, çocukluk ve kadınlık arasında  sıkıştırıp bırakan ve nihayetinde erkekleştiren sosyal şartlar mıydı? Acı gerçek tam karşımda duruyordu.  Adım atmayan kadınlardı, bizlerdik. Bizi tutanlarda değildi bütün suç.

Günün sonunda verdiğim karar değişmek değildi, ya da daha “iyi” olmak, “iyi” her ne ise. Her ne olursa olsun ben buyum diyebilmekti vardığım sonuç. Değiştirmeden, kalıplara girmeden, gerilmeden, kendimi severek yola devam etmekti yapmam gereken. Bütün kadınların yapması gereken buydu. Yüzlerine huzurlu bir gülümseme yerleştirip “Ben buyum” demeliydi kader dostlarım. İşte bu sebeple bu yazıyı yazdım. Kimler okursa benden selam ola. Sev kendini sevgili bayan. Başkalarının sevmesi adına en yakın dostunu, kendini terk etme. Erken başla hayatına. Daha çok şey yaşa. Yerinde saymanın âlemi yok. Gün gelir de bir gün karakterini renkli tablolara dökerse çok bilen birileri, gökkuşağı ol sen. Renklerinin arasına sınır çizmek mümkün olmasın.

Ceyda Canan Devrim

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir