Cahit Sıtkı Tarancı – Görüşleri

–  Türkçe yazdığını ve her şeyden evvel bu dili, bir kadını memnun eder gibi memnun etmeye mecbur olduğunu, şair sıfatı ile asla unutmamalısın.

 

–  Aslolan şey, kelimeleri yaşatmaktır.

–  Elinde olmayan dış dünyaya ve onun gerçeğine ait olumsuzlukları, düzensizlikleri şiirlerinde olumlamaya ve düzenlemeye çalışan şair, şiiri sığınılacak kutsal bir mabed olarak görür. Oğlunun vali olmasını arzulayan babasına, şiir vadisinde yürümeye kararlı ve azimli olduğunu ilk kez açıkladığı 15 Aralık 1929 tarihli mektubunda bu tavrı açıkça görmek mümkündür:

Şairlerin açlığı bile ne kadar büyük olduklarına delil değil mi? Hakiki şair ahlaksız değildir, faziletin ta kendisidir… Kafasında ticaret usülleri, para kazanmak için türlü kurnazlıklar yer almaz. Şair, edebiyat için çalışan bir çıraktır. Babacığım, asıl muvaffakiyet göçüp gittikten sonra ardında bir eser bırakmaktadır. Bu eseri meydana getirmek için saadeti memnu etmeli. Zannedersem ne deliyim, ne de çocukça düşünecek yaştayım! Vaktinden evvel acı bir surette pişmiş bir meyveyim ki, varlığımda toplanan lezzeti, şiirin ilahi kalbinde göstereceğim.”

–  Şair, insan ruhunun ebedi taraflarını araştıran bir kaşif-seyyah gibidir. Bu kutsal vazifesini ‘bir zümrenin menfaatlerini’ kollamak ya da ‘bir rejim değişikliğini özlemek’ uğruna feda veya ihmal etmesi asla bağışlanamaz. Şairin ideali; kullandığı dili ve bizzat kendisini yüceltmek olmalıdır. Bu yüzden, iyi bir şairin, kullandığı dilin bütün kurallarını iyi bellemesi, kelimelerini sınıf arkadaşları gibi yakından tanıması, hangi kelimenin nerede ve nasıl kullanıldığı zaman kendisinden beklenen ödevi yerine getireceğini bilmesi gereklidir. Biz, güzeli arayan adamlarız.

–  Yeni yetişen her şair, kendinden önceki tecrübeleri mutlaka okumalı, tanımalıdır. Fakat onların tekrarı olmaktan özenle kaçınmalıdır da. Genç yetenekler, kendi kişiliklerini bulmalıdır, zira taklit seviyesini aşamamış ve kendi kişiliğini oluşturamamış şairlerin, gelecek kuşaklara ulaşması mümkün değildir.

–  Genç şairler, öncelikle şiiri kendilerine aşk ve dert edinmeli ve şiirin sınırlarını kendi kendilerine keşfetmeye çalışmalıdırlar. Zira şiire âşık olmayan adamlardan, beşer hafızasında yer etmeye layık nağmeler beklemek abes olur. Şiirle uğraşanların pek çoğunun yarım şair kalması bu yüzdendir.

–  Şair, şair olduğunu unutmamak kaydı ile her şeyden bahsedebilir. Şair olduğunu bilme, görünenin ötesine ulaşmayı kendine amaç edinme anlamı taşır. Yani şairin asıl hedefi, kısa süreli pratik faydalar gözetmek değil, ebedi sürecek titreşimleri yakalamak olmalıdır. Şair ister sevgilinin servi boyundan, ister bir savaştan, ister mahallesinin fakirliğinden bahsetsin, kendi bileceği iştir, yeter ki, her şeyden önce şiir yazdığını bir an olsun hatırından çıkarmasın. Şiir yazdığını bilmek, şairi kendi mecrasından uzaklaştıracak sapmalardan men edecektir.

–  1937 yılında bir röportajında “Niçin yazarsınız?” sorusuna şu yanıtı verir:

Yaşadığımın farkına varmak için. Gülmem, ağlamam, sevmem, nefret etmem, pişman olmam, isyan etmem, ilah… neyse yazmam da odur, hatta bunlardan fazladır bile; birtakım içtimai zaruretler, kafa tutulmaz kaideler, şahsi menfaatler vesaire sebebiyle herhangi bir cemiyette, mecliste, sofrada, velhasıl insan arasında boğazımda düğümlediğim hıçkırık, gözümde tuttuğum yaş, dudaklarımda soldurduğum tebessüm, koparamadığım çığlık, gölgesine sığınmaya mecbur olduğum sükuttur, bir nevi ibadet, herhalde tek sarhoşluğum, isterseniz tek uyanıklığım telakki edin, aynı kapıya çıkar.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir