Cahit Sıtkı – Şiirleri

CAHİT SITKI – ŞİİRLERİ

–  Bir gün, bütün cesaretini toplayarak seçtiği şiirlerden bir kısmını “Servet-i Fünun” dergisi Yazı İşleri Müdürü şair Halit Fahri Ozansoy’a götürür. Yirmiyi aşkın şiiri içinde, Halit Fahri tek bir şiiri beğenir ve onu da dergide yayınlar. (“Talihsiz” başlıklı şiir) İleriki yıllarda Cahit Sıtkı, şöyle söyleyecektir: “İmzamı Servet-i Fünun’un sütunlarında gördüğüm gün yirmi dört senelik hayatımda bir eşini daha bilemeyeceğim bir sevinç içinde idim.”

Arzunun bir hayalet sardığı bir geceydi,
Bir geceydi hakikat yalanlara baş eğdi.
Bu gecenin susuzluk mahsulüsün bunu bil.

Lambanı yaktılarsa lambanı kendin söndür,
Söndürmekle oyalan,
Gir geceler koynuna, deme yarın gündüzdür,

Belirecek gündüzler sönenlerden yüzsüzdür.

–  Cahit Sıtkı, iş hayatında oldukça inişli çıkışlı süreçler yaşamaktadır. Şiir yazmaktan uzak kaldığını anladığı yerde kendisinde iş değiştirme mecburiyeti görmektedir aksi halde ruh halini olması gerektiği gibi idame ettirememektedir. Onun için şiir her zaman ilk plandadır. Otuz Beş Yaş şiiri de bohem hayatı sürdüğü bir döneme rastlar. Üzerinde çok çalıştığı bu şiirin yapısının da içeriğe uygun düşmesi için beşer mısralık yedi kıtadan olmasını arzular. Otuz Beş Yaş’ı tam tasarladığı gibi tamamlayan şair, CHP’nin kuruluş yıldönümüyle ilgili açtığı yarışmada birincilik kazanır. Yarışmanın ödülü olan ve o zaman için oldukça büyük bir meblağ olan beş bin lirayı, şair arkadaşları ile bir haftada Şükran Lokantası’ndaki ziyafetlerde tükettiği ve müteakip günlerde yine para sıkıntısı çektiği söylenir.

Yaş otuz beş! Yolun yarısı eder.
Dante gibi ortasındayız ömrün.
Delikanlı çağımızdaki cevher,
Yalvarmak, yakarmak nafile bugün,
Gözünün yaşına bakmadan gider.
Şakaklarıma kar mı yağdı ne?
Benim mi Allahım bu çizgili yüz?
Ya gözler altındaki mor halkalar?
Neden böyle düşman görünürsünüz;
Yıllar yılı dost bildiğim aynalar?

Neylersin ölüm herkesin başında.
Uyudun uyanamadın olacak.
Kimbilir nerde, nasıl, kaç yaşında?
Bir namazlık saltanatın olacak,
Taht misali o musalla taşında.

–  Şairimiz, Atatürk Türkiyesi’nde “Memleketçi Edebiyat” anlayışının da seçkin bir temsilcisi olarak dikkatleri üzerine toplar. Bu çizgide barışın, huzur ve mutluluğun her tarafı kapladığı bir ülke özlemi içerisinde “Memleket İsterim” başlıklı şiiri yazar.

Memleket isterim

Ne başta dert, ne gönülde hasret olsun;

Kardeş kavgasına bir nihayet olsun.

Memleket isterim

Yaşamak, sevmek gibi gönülden olsun;

Olursa bir şikâyet ölümden olsun.

–  “Güneşe Âşık Çocuk” başlıklı şiirini ne vakit yazdığını 1932 senesinde bir sohbetinde şöyle anlatır: “Bir ay kadar önce, Teşrinievvelin o insana sıcakla soğuğu aynı zamanda duyuran bir günüydü. Aydınlık bir sokaktan geçiyordum. Bir cam arkasında, ablasının şefkat dolu bakışlarının himayesi altında dışarı bakan ve yumuk elleriyle uzaktaki güneşi gösteren bir çocuk gördüm. Çocuğun bu hareketi beni fevkalade müteessir etti. Bir ay geceli gündüzlü, o cam arkasında duran ve güneşi tutmak, koynuna almak isteyen aciz ve bedbaht çocuğu düşündüm. Ve nihayet şiirimi yazdım.”

Camlar arkasında görünen çocuk,
Eliyle güneşi gösterir durur.
Camlar arkasında düşünen çocuk,
Hırsından, camlara yumruk savurur.

Güneşe kavuşabilmek için çocuk,
Gündüzün boş yere çırpınır durur.
Nihayet, nihayet geceleyin çocuk.
Koynunda güneşle beraber uyur.

–  Şair, 40 yaşında iken, Cavidan Tınaz ile evlenir. Artık “düşten güzel” bir gerçek içindedir ve muradına ermiştir. Kitaplarından birinin de adı olan “Düşten Güzel” başlıklı şiiri şöyledir:

İlktir baharın gönlümce geldiği

İlktir hem sarhoş hem ayık olduğum

Bir gerçek içindeyim düşten güzel

Sevdiğim gülüyor yanı başımda

Aşkından talihimin düzeldiği

Sen gökte ararken yerde bulduğum

Bir sende gördüm ince ruh ince bel

Sende murada erdim kırk yaşımda

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir