Bir Gün

Saat 13:30 civarında Gamze ve Kenan oturdukları masadan kalkmışlar, Hisardan aşağıya iniyorlardı. Uzun bir kahvaltıdan sonra sırada neyin olduğunu merak ediyordu Gamze. Gözleri, kendisini buraya getiren arabayı ve adamı aradı ama bir şey göremedi. Hisardan çıkıp sahil yoluna vardıklarında Kenan, yolun karşısında duran teknedeki bir adamla selamlaştı. Gerisini Gamze’nin anlaması zor olmadı zaten.

Yolun karşısına geçtikten sonra teknenin kaptanı onları buyur edercesine gülümsüyordu. Kenan çevik bir hareketle tekneye bindikten sonra Gamze’nin elinden tutarak onun da tekneye binmesini sağladı. Bu sırada teknenin kaptanı da tekneyi halatlardan kurtarıyordu. Bağlı olduğu halatları çözdükten sonra teknenin dümenine geçerek motoru çalıştırdı.

Yaklaşık 11 metre boyunda ahşap bir tekneydi bindikleri. Gamze’nin deniz sevdası Kenan tarafından bilinen bir şeydi elbette. Arka taraftaki hasır koltuklara oturdular. Tam bu anda içerden 16-17 yaşlarında bir erkek çıktı, elinde bir tepsi, tepsinin üstünde de iki fincan duruyordu. Fincanları masaya koymadan Gamze’nin burnuna kahve kokuları gelmeye başlamıştı. Fincanlar masaya bırakıldıktan sonra Gamze Kenan’a dönerek, yüzündeki hafif gülümseme ile “Canım kahve istemiyor belki? Ya içmek istemezsem ne olacak?” diye sordu.

–         Ama içmek istiyorsun.

–         Emin misin?

–         Sen ve kahve? Nasıl emin olmam ki?

Kenan’ın bu cevabından sonra ikisi de gülerek kahvelerini yudumlamaya başladılar. Tekne de bu sırada Ortaköy açıklarına yaklaşıyordu. Haziran sıcağı ve boğaz esintisi eşliğinde, hiç konuşmadan geçiyordu dakikalar.. Kenan arada Gamze’nin yüzünden o andaki huzurunu okuyabiliyordu.. Sessizliği bozan şeyler bazen vapurların iskeleden kalkarken çaldıkları siren, bazen de martıların heyecanla uçuşmalarıydı.

–         Daha önce hiç boğaz turu yapmamıştım.

–         5 senedir İstanbul’dasın ve hiç boğaz turu yapmadın öyle mi?

–         Bir keresinde babam gelmişti, o zaman yapmak istemiştik ama zaman olmamıştı.

–         Bu daha da güzelleştirdi o zaman bu gezintiyi..

–         Evet, çok teşekkürler.. Çok mutlu ettin beni.

–         Rica ederim, mutluluk güzel şey.. İnsanları mutlu etmek daha da güzel..

“Güzel tabii” diye karşılık verdi Gamze, hemen sol taraflarındaki ufak balıkçı teknesine çevirerek kafasını.. Bu durumda çok fazla gözgöze gelmek istemiyordu Kenan’la. Yaklaşık bir yıllık enteresan ilişkilerinin artık kopması gerektiğinin farkındaydı çünkü.. Artık Kenan’ı yanında tutmaya çalışmak istemiyordu, artık kötü hissediyordu kendisini bunu yaparken. Biliyordu ki ne dese, ne yapsa Kenan onun yanında olmaya devam edecek… Ve bir şekilde bu, kendisini mutlu edecek.. Her ne kadar Kenan’ın istediği başka türlü bir şey olsa da… Arkadaşlıktan daha öte, hatta sevgiliden de ileride bir iletişim… birliktelik… Gamze bunu istemiyordu. Arkadaşlığı yetiyordu çünkü Kenan’ın. Fakat bir yerden sonra bunu yaptığı için suçluluk duyguları yeşermeye başlamıştı. Ama tam bu sırada, Kenan’a gerçek düşüncelerini göstermek isteyecekken anlam veremediği ama bu durumun da mutlu olmasını engellemediği bir günün içindeydi şimdi.

***

Saat 16:00’da Turhan Kuruçeşme’deydi. Arabayı hemen yolun deniz tarafında durdurmuş, içinde bekliyordu. Teknenin sahile gelişinin yaklaşık olarak bu dakikalar olması gerekiyordu yaptıkları plana göre. Zamanında gelmişti. Az sonra Kenan ve Gamze’nin içinde olduğu tekne sahile yanaşacak, onları bırakacaktı.. Ve Turhan arabadan çıkıp kapıları açacaktı binmeleri için. Ama içindeki huzursuzluk bir türlü dinmiyordu. Bu huzursuzluğun sabah işittiği telefon konuşması olduğunun farkındaydı.

İyi de neydi bu telefon konuşması?

Gamze’yi sevgilisi aramış, akşamüstü saat yedi civarında hazır olmasını, yemeğe çıkacaklarını söylemişti. Gamze ise Kenan’la görüşeceğini söylediğinde Gamze’nin sevgilisi ki ismini Serdar olarak duymuştu, çılgına dönmüş, bağırmaya başlamıştı. Sonra Gamze’nin aslında bu görüşmenin çok önemsiz olduğunu, çok uzun sürmeyeceğini, fırsatını bulur bulmaz Kenan’ın yanından ayrılıp akşama hazırlanmak için eve gideceğini söylemesiyle Serdar sakinleşmişti. “Çocuğun şu kız için yaptıklarına bak!” diye geçirdi içinden. Bu kız hak etmiyordu Kenan’ın yaptıklarını. Üstelik Kenan’ın haftalardır hazırlandığı, öğrenmek için çok uğraştığı, belki de Gamze’nin en çok hoşuna gidecek olan sürprizi planladığı saatler, Gamze’nin sevgilisiyle yemeğe çıkacağı saate denk geliyordu. “Yazık olacak..” diye söylendi..

Turhan bunları düşünürken cama vuran bir el bu düşüncelerin bir bulut yığını gibi dağılmasına sebep oldu. Kenan’dı elin sahibi.. Gamze’yle Kenan kıyıya gelmişlerdi. Hemen arabadan çıkarak arka kapıyı açtı. Bir anlık dalgınlığından dolayı yüzü kızardı hafiften. Ama Kenan’la Gamze bunu umursamış gibi gözükmüyorlardı. Zaten böyle bir şöför hizmetine alışık olmadıklarından, dert etmiyorlardı. İkisi de arabaya bindikten sonra Turhan yerine geçip motoru çalıştırdı. Sahil yolunu takip ederek yarım saat – kırk beş dakikalık bir sürüşten sonra Samatya’ya gelmişlerdi şimdi.

–         Kenan ne kadar duracağız burada?

–         Niye ki? İşin mi var yoksa?

Kenan gülerek sorduğu bu sorunun cevabının “Hayır” olacağından o kadar emindi ki Gamze’nin sorusunu pek de ciddiye almadan, gülümseyerek tepki vermişti.

–         Evet!

–         Evet mi?

–         Evet işim var. Saat 7de Taksim’de olmam gerekiyor.

–         Ne Taksim’i Gamze? Bugününü bana ayırmamış mıydın?

–         Ya ayırmıştım da biraz acil oldu bu. Gitmem lazım işte.

–         Yahu ne gitmesi? Şaka mı yapıyorsun?

Ciddiydi Gamze… Öyle söz vermişti çünkü sevgilisine. Fakat sevgilisinin olduğunu Kenan’ın bilmediği için söyleyemiyordu bunu. Şimdi ise Samatya meydanının ortasında durmuş, dudağını hafiften bükmüş, kafasını aşağıya eğmiş fakat gözleri direkt olarak Kenan’a bakar bir halde ayaktaydı. Şirin gözükmeye çalışıyordu. Şirindi de… Kenan ise ifadesiz bir şekilde Gamze’nin açık kahverengi gözlerine bakıyordu. Sinirli mi, kızgın mı, üzgün mü… Anlamak mümkün değildi.

–         Gideceksin yani şimdi?

–         Evet gitmek zorundayım canım. Sonra yaparsın bu sürprizini de?

–         Sonra yaparım tabii.

Kenan’ın yüzündeki ifadesizlik, cümlelerindeki durgunluk Gamze’yi harekete geçirdi. Kenan’ın yanağına yapmacıktan bir öpücük kondururken bir yandan da hala yumuşatmaya çalışıyordu ortamı; “Hadi ama gül. Gerçekten merak ediyorum sürprizini. Sonra yaparız, daha fazla zamanımızın olduğu bir gün?” Bu cümleler ağzından çıkarken bir yandan da düşünmeden edemiyordu; Kenan ne işinin olduğunu sormamıştı. Merak etmiyor muydu? Eğer sorarsa muhtemelen bir yalan uyduracaktı ama…

İşte tam bu sırada Kenan hızla sağ eliyle Gamze’nin belini kavradı, kendine çekti, gözlerini kapattı. Gamze ne olduğunu anlamadan dudakları ıslanmaya başlamıştı bile. Kendini geri itmeye çalıştı, “Yapma, hayır..” Fakat iki saniyeliğine direncini düşürmüş ve karşılık vermişti. Sadece iki saniye.. sonrasında refleksleri tekrar harekete geçmiş, dudaklarını tekrar kasmıştı. Kenan ise Gamze’nin vücudunu sımsıkı sarmış, bırakmaya niyeti yokmuş gibi görünüyordu. Her nasılsa bıraktı. Sonrasında Gamze’nin yüzüne bakmadan direkt olarak arabaya yöneldi; “Turhan ağabey gidelim.”

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir