Bir Gün

 

BİR GÜN

II

Yaz yağmuru kısa sürer derler; yarım saat, bilemedin 1 saat… Fakat bu yağmurun bitmeye pek niyeti yok gibi gözüküyordu. Bir ağustos salısında evinde oturmuş olan Turhan dışarıya çıkmak için yağmurun dinmesini bekliyordu. Dayanılması güç bir sıcak havanın üzerine çöken bu yağmur bulutları adeta temizliyordu insanların nefesini.

Yağmurun inadını bahane edip kendisine çay demleyen Turhan gün içinde yapacaklarını düşünürken eliyle kavradığı bardağın sıcaklığıyla vücudunu ısıtıyordu. Her ne kadar ağustos ayı olsa da yağmurlu bir havada sadece bir t-shirt ile balkonda oturan Turhan için hava serin sayılırdı. “Geç kalmasam bari…” diye geçirdi içinden. Kenan isimli bir arkadaşıyla buluşacaktı. Çalıştığı bankada geçen yıl staj yapan Kenan’la çok iyi anlaşmışlar, Kenan’ın stajı bittikten sonra da görüşmeye devam etmişlerdi. Tesadüf ki hemşehri çıkmışlardı; ikisi de Antalya’nın Kumluca ilçesindendi.

Çayının bittiğini fark etti Turhan. Fakat ikinci bardağı bitirdiği için üçüncüye yeltenmedi.Balkondan içeri geçerek üstüne nispeten kalın bir şeyler giymeye karar vermişti. Yatay çizgileri olan ve gri marun renkleri ağırlıklı sweat-shirt’ü üstüne geçiriverdi. Sahip olduğu tek çift Converse’leri giyerken “Bu dünyanın en rahatsız ayakkabısı olmalı!” diye geçiriyordu içinden.

Her nasılsa evden dışarı çıktığında yağmur hemen hemen durmuştu. Maslaktaki evinden çıkarak şirketin arabasıyla yaklaşık 15 dakika sonra Taksim’e ulaştı.

***

— Turhan ağabey tamam da eğer daha geç gidersen tüm plan sarkıyor. Yani gün boyunca yapacaklarım falan 1er, 2şer saat sarkar o zaman.

— O kadar da sarkmaz be Kenan. Kahvaltıyı biraz kısa yaparsanız bir şey olmaz. Daha sonrasına yeterince zaman kalır.

— Ağabey kahvaltı kısaltılır mı hiç yahu? İşin en can alıcı yeri orası. Eğer kahvaltıda bir şeyler doğru gitmezse gün harap olur.

— Nasıl harap olur?

— Yani tutup da sadece 45 dakika kahvaltı yapamayız. Ateş almaya gelmişiz gibi.. O zaman manzaranın falan da bir anlamı olmaz ki.

— Yahu ben kız için diyorum oğlum. O kadar erken saatte uyandırman biraz zor olur. Yoksa benim için problem değil, ben o saatte kalkarım yani.

— Ağabey senin için o saat uygunsa problem yok. Ben bir şekilde uyandırrım onu.

— İyi sen bilirsin o zaman. Saat 09:30 gibi uygun mudur?

— Uygun uygun… Sen saat 09:30 gibi sitenin orada olursan çok iyi olur. Ben sana gösterecem zaten yerini sitenin..

— E hadi o zaman vakit kaybetmeyelim. Yoksa işin göster de şu siteyi sonra havaalanına geçeceğim ben..

Turhan bu cümlesinden sonra masanın üzerinden cep telefonunu ve arabasının anahtarlarını alarak hesabı ödemek için kasaya doğru yöneldi. Kenan da çay bardağında kalan son yudumları da içerek onu takip etti. Taksim’de hamur ürünleri satan bir kafedeydiler. Sabah yağan yağmur nedeniyle sıcaklık çok fazla rahatsız etmiyordu insanları bu öğle vaktinde.

Kafeden çıkar çıkmaz güneş gözlüklerini takan Turhan’ın pek fazla vakti olduğu söylenemezdi. Yaklaşık 3 saat sonra çalıştığı bankanın genel müdürü yurtdışına bir iş seyahatine çıkacaktı ve bu sebeple Turhan’ın havaalanında olması gerekiyordu. Bir an önce arabayı bıraktıkları kapalı otoparka gidip Kağıthane tarafına doğru yöneldiler. Kenan’ın bahsettiği site Kağıthane’de toplu ulaşımın pek uğramadığı bir bölgedeydi.

Yarım saat sonra Kenan kendisini hafiflemiş hissediyordu. Kenan’ı üniversitenin kampüsüne bırakan Turhan ise genel müdürü evinden almış, havaalanına doğru yola koyulmuştı.

***

Gömlek ve kravat ütülenmiş… Pantolon tek çizgi… “Patronu evinden almaya giderken dahi bu kadar özenmiyorum…”

Doğruydu. Hergünki ritüelinden farklı olarak bugün daha özenliydi Turhan. Çünkü hayatının belki de en garip şöförlüğünü yapacaktı. Çok sevdiği, kendisinden 8 yaş küçük olmasına rağmen çok iyi anlaştığı Kenan’ın ricasını kıramamıştı. Bugün onun için şöförlük yapacaktı; Kenan’ın sevdiği kız için. Evden çıkmadan önce aynaya son kez baktı. Her şey düzgün gözüküyordu. En fazla korktuğu şey hayatında daha önce hiç görmediği bu kızın ismini unutmaktı. Bu sebeple hep tekrar ediyordu; Gamze, Gamze, Gamze…

Çalıştığı şirketteki en üst düzel şahıs olan genel müdürün şöförlüğünü yaptığı için kullandığı şirket arabası da kusursuz denilebilecek bir şekilde hazırlanmıştı. Bir önceki gün Türkiye’den İngiltere’ye giden genel müdürü havaalanına bırakmıştı. Birkaç Avrupa ülkesinde temaslarda bulunacak olan genel müdür yaklaşık bir hafta Türkiye’de olmayacaktı. Bu sayede de Turhan’ın koskoca bir haftası boştu. İşinin en sevdiği yanı buydu belki de, genel müdürün yurtdışı seyahatlerine çıkması…

Turhan apartmanların önünde yaklaşık yarım saat bekledikten sonra karşısında apartmanın kapısından çıkan, tek parça bir elbise giymiş, dalgalı, kumral saçlı bir kız belirdi. Kız arabaya doğru yaklaşırken bu sırada da Turhan en uygun duruşu seçmeye çalşıyordu. Gamze arabanın yanına geldiğinde hiçbir şey söylemeden arabanın sol arka kapısını ivedi bir hareketle açarak Gamze’yi arabaya davet etti. Kız da hiçbir şey söylememişti. Ne Günaydın… Ne de Merhaba… Daha sonra hızlıca şöför koltuğuna geçen Turhan’ın ilk durağı Rumeli Hisar’ıydı. Yolculuk sırasında Gamze’yle hiç konuşmadılar.

Fakat bu sürede bir konuşmaya şahit oldu; yaklaşık 5 dakika süren bir telefon konuşması…

Şahit olduğu bu konuşma sonrası Rumeli Hisarı’ndan vazgeçip kızı Beşiktaş’ta veya Ortaköy’de herhangi bir yerde indirmeyi geçirdi aklından. Eğer bunu yaparsa Kenan’ın ona hak vereceğini düşündü bir şekilde. Fakat cesaret edemedi. Gamze’yi Rumeli Hisarı’na götürüp götürmemek arasında gidip gelirken Rumeli Hisarı’na gelmişlerdi bile.. Gamze arabadan inip yolun karşısındaki Kenan’a doğru yürürken, “Kenan’ı arayıp söylemeliyim bunu.” diye düşündü.. Eğer bunu yaparsa Kenan’ın tüm planının mahvolacağını fark edip bundan vazgeçti.

Fakat o gün, öyle ya da böyle, her şekilde mahvolacaktı.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir