Attila İlhan- İlginç Yaşanmışlıklar

– Mahkûmiyetinin ardından yeni yazıldığı Boğaziçi Lisesi’nde edebiyat öğretmeni ünlü yazarlardan Nihal Atsız’dır. Nihal Bey’in Turancı görüşünden ötürü, solculuğunu belli etmemekte büyük gayret gösterir. Derste İstiklal Marşı’nın tamamını okuyabilmeyi şart koşar. Beceremeyene hakaret edip yerine yollar. Bir gün yine derstelerdir…

“Ben en arkaya oturmuştum. Zaten hep arkalarda otururdum. Pencereden denizi seyrediyorum. Beni yakaladı, ‘Sen, arkada deniz seyranı yapan beyefendi, gel bakalım,” dedi, “oku şiiri!” Başından sonuna kadar okudum. Fena da okumadım. Herhalde hoşuna gitti; ‘Sen kimsin?’ dedi. Ben şuyum buyum… ‘Ooo! İsmin de güzel, Attila ha…’ dedi. ‘Şimdi başka bir soru soracağım. Ama bu, dersle ilgili değil, insanlıkla ilgili: Sen güzel bir şiir yazabilirsin, çok güzel bir resim yapabilirsin. Ama bunu, böyle bir güruha gösterirsin ve bundan güruh hiç zevk almayabilir, hatta eserini kötü sanabilir. Bu, senin şiirini ya da resmini kötü kılar mı?’ Ben ‘Hayır,’ dedim, ‘öbürlerini anlayışsız kılar.’ ‘Tamam, otur yerine,’ dedi bana. Geçmişim hakkında hiçbir şey bilmiyor. Ben gittim, yerime oturdum, ‘Tamam,’ dediler bana, ‘sen yırttın, Nihal Bey seni beğendi.’”

– Attila İlhan, serbest bırakılmasının ardından defalarca çeşitli gerekçelerle sorguya alınmıştır. Şehirde gerçekleşen çeşitli olaylardan sorumlu tutulmaktadır yahut bilgisi olduğu sanılmaktadır. Bir keresinde yine karakola götürülür, bir suikastin faili olduğu düşünülmektedir, uzunca sorgulanır ve sonunda dayanamayarak şunları söyler: “Ben buraya birçok defa geldim. Suçum bellidir: Ya komünizm propagandasından gelirim ya komünist örgüt kurmaktan. Ben suikastçı değilim, bu bir… İkincisi – o zaman öyleydi – , komünist örgütlerde silah kullanma yoktur, kesinlikle böyle bir şey düşünmezler. Dolayısıyla, benim bu işle hiçbir ilgim yok.”

Sorgulanmanın ardından, bu ihbarın, fakülte yıllarında bir kız meselesi yüzünden aralarının bozulduğu Metin Eloğlu tarafından yapıldığını öğrenir.

“kapının ziliyle sıçradım
gecenin saat üçü
açtım baktım
kimseler yok

zili duyduğum kesin
birisi çalmış olmalı
gelen yoksa ben miyim
kırk yıl daha genç
polisten bırakmışlar”

– Garip akımı öncülerinden Orhan Veli hakkında yöneltilen şu soruya verdiği yanıt, oldukça ilginçtir:

“- Orhan Veli’ye iyi ozan mı, yoksa şiire getirdiği yenilikler bakımından önemli ozan mı demek gerekir?”

– Sadece ozan demek gerekir.”

(Yeditepe, Aralık 1960)

– Attila İlhan, öncülerinin Orhan Veli, Melih Cevdet Anday ve Oktay Rıfat olduğu “Garip” akımının en sert muhaliflerinden. Bu akımla beraber Türk şiirinin geleneksel sesini yitirip, bir çeviri şiir kılığına büründüğünü ve çağrışımdan uzak uydurma kelimelerle oluşturulan bu şiirlerin etkileme gücünün az olduğunu söylüyor.

“Ülkemizde mizah nasıl dönüp dolaşıp ‘sululuk’ haline gelmişse; şiir de öyle, ya kelime cambazlığı, ya alaycı tekerleme, ya da söz soytarılığı düzeyine indirilmiştir; bunda elbette Garip’çilerin vebali çok! Yazık oldu Türk şiirine!”

(1992, Hangi Edebiyat, sf: 371)

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir